21 Kasım 2017 Salı
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Vardan: 2011den Ümitliyiz
29 Aralık 2010 Çarşamba 12:17

Vardan: 2011'den Ümitliyiz

MÜSİAD, gerçekleştirdiği toplantı ile 2010 yılındaki ekonomik gelişmeleri değerlendirerek 2011 yılı beklentilerini kamuoyuyla paylaştı.

MÜSİAD Genel Başkanı Ömer Cihad Vardan, 2011 yılı Türkiye"si için dengeli ve mütevazi bir büyümenin gerçekleşeceği güzel bir resim gördüklerini belirtti. Vardan, 2011 yılında büyümenin yüzde 5-6, ihracat artışının yüzde 13-14, cari açığın yüzde 5, enflasyonun yüzde 5-6.5, bütçe açığının yüzde 3, işsizliğin yüzde 12 olarak gerçekleşeceğini tahmin ettiklerini belirtti.
"Durgunluk, finansal darboğazlar, rekabetçi devalüasyonlar, tarife dışı engeller gibi bir takım sıkıntılar önümüzdeki yıl bizleri beklemektedir" diyen Vardan, buna ilaveten ikinci dalga söylemlerinin de mevcut olduğuna işaret etti. Bununla birlikte 2011 Haziran ayında yapılacak olan genel seçimlerin de üzerinde dikkatle durulması gereken bir başka konu olduğuna değinen Vardan, "Hatırlanacağı üzere, geçtiğimiz dönemde yakalanan 28 çeyrek büyümenin, önce duruşa ve sonra da düşüşe geçtiği zamanlar, siyasi ve ekonomik istikrarı kaybettiğimiz, 2007 seçimleri öncesi ve 2008"deki parti kapatma davası dönemleriydi. Bu nedenle küresel krizden çıktığımız şu günlerde yakaladığımız 4 çeyrektir devam eden büyümenin sürdürülebilir kılınabilmesi için ülkemizde güven ve istikrar ortamının devam etmesi oldukça önemlidir" diye konuştu.
Ömer Cihad Vardan, elde edilen başarıları sürdürebilir kılmak için yapılması gerekenleri ise şöyle sıraladı:
"Ülkede güven ve istikrar ortamı korunmalıdır. Referandum sonucunda demokratikleşme adına yakalanan olumlu tablonun, kapsamlı bir sivil anayasa, ilave ikinci nesil reformlar ve iyileştirme çalışmalarıyla devam ettirilmesi gerekir. Seçime girecek tüm partilerin herhangi bir popülizme girmeden, mali disiplini bozacak ve ileride ülkeyi tekrar sıkıntıya sokabilecek, afaki ve hayali vaatlerde bulunmaması elzemdir. Aynı kapsamda, halihazırda TBMM"nde çıkmayı bekleyen, TTK, Borçlar Kanunu gibi ticaret hayatı açısından elzem olan kanunların herhangi bir siyasi rekabete kurban gitmeden çıkarılması lazımdır. Bunlar pazarlık konusu yapılmamalıdır. Yıllardır ihtiyacı duyulan ve önümüzdeki günlerde açıklanacak olan Sanayi Strateji Belgesinin, somut başarı kıstasları tanımlanmış olarak uygulamaya konulması oldukça önemlidir. Yılsonunda süresi dolacak olan mevcut yatırım teşviklerinin en az 2 yıl daha uzatılması gerekmektedir. Bugüne kadar verilmiş olan teşviklere ilişkin etki değerlendirmeleri açıkça göstermiştir ki; yatırımlar genelde birinci bölge dışına kaymakta ve yüksek katma değer oluşturan yatırımlar da artmaktadır. Ancak, teşvik süresi uzatılırken, daha etkin bir koordinasyon için yeni Sanayi Strateji Belgesi de dikkate alınmalıdır. 2023 vizyonuna ulaşmada gerekli olduğunu düşündüğümüz, rekabet gücümüzü artırmaya yönelik çalışmalara da öncelik verilmesi gerekmektedir. Bu vesileyle, Türkiye"nin ihracatında halihazırda düşük paya sahip, ileri teknolojinin geliştirilmesi için, ithalata, fasonculuğa ve montajcılığa değil, yerli üretime dayalı bir ihracat modelinin benimsenmesi de, yeni dönemin stratejilerinden olmalıdır. Bu nedenle, Ar-Ge, inovasyon ve markalaşmayı önceleyerek, yüksek katma değerli, ileri teknolojili imalat stratejilerinin geliştirilmesi ve bu yönde yapılan desteklere devam edilmesi büyük önem arz etmektedir. Özellikle KOBİ"lerin geliştirilmesi ve 2023 hedeflerine ulaşmada katkı sağlamaları amacıyla KOSGEB"in değişen yüzü ve nitelikli destekleri artırılarak devam etmelidir. Büyük projelere odaklı ve doğrudan yabancı yatırımcıyı çekmeye yönelik çalışmalara ağırlık verilmelidir. Bu doğrultuda, 26 merkezde kurulmuş olan Kalkınma Ajanslarının aktif olarak ve karşılıklı işbirliği içerisinde devreye girmesi de oldukça önemlidir. Ulusal İstihdam Stratejisinin yürürlüğe konularak işsizliğin azaltılmasına devam edilmesi ve Uzmanlaşmış Meslek Edindirme çabalarının dikkatle takip edilmesi gerekmektedir. Beşeri sermayenin güçlendirilmesi yönünde çalışmaların yapılması ve gençlerimize, geleceğin sektörlerine yönelik eğitim verilmesi ve yönlendirme yapılması aciliyet teşkil etmektedir.Kriz sonrasında istihdam konusunda gösterilen hassasiyet, ulusal tasarrufların artırılması konusunda da gösterilmelidir. Bu, cari açık meselesinin çözülmesinde de başlıca ödevlerimizdendir. Öte yandan, cari açığın en büyük müsebbiplerinden olan enerjide dışa bağımlılıktan kurtulmak adına, yenilenebilir enerji ve özellikle nükleer santral projelerinin bir an önce hayata geçirilmesi gereklidir. Buna ilaveten, uygulanan para politikaların etkinliğini artırmak üzere, Maliye Bakanlığı, yakalanan performanstan da yararlanarak, uzun vadeli tahvil ihraç etmelidir. Türkiye, 2002 yılından beri enflasyonla mücadele odaklı olarak sürdürülen büyüme modelinden tümüyle vazgeçmeden, işsizlik ve cari açığın belli düzeyde tutulmasını da çıpa olarak önceleyen bir ekonomik yapılanmayı 2011 yılında da sürdürmelidir."
2010 yılı ile ilgili ekonomik verileri de değerlendiren Vardan, 2010 yılında ABD, Japonya ve AB ülkeleri gibi gelişmiş birçok ekonominin yüzde 1 ila 4 arasında bir bantta büyüme sergilerken Türkiye"nin ilk üç çeyreği yüzde 8.9 oranında bir büyüme ile kapattığını kaydetti. Bu rakamla Türkiye"nin dünyada Çin"den sonra en büyük ikinci büyümeyi gerçekleştirdiğini vurgulayan Vardan, sözlerine şöyle devam etti: "Öncelikle, son yüzyılın en büyük ikinci krizi olarak kayıtlara geçen 2008-2009 küresel krizinin esas etkilerini gösterdiği 2009 yılında, Çin hariç tüm dünya ekonomilerinde bir daralma yaşandığını görüyoruz. Yılın son çeyreğinde yüzde 6"lık bir büyümeyle krizin etkilerinden kurtulmaya başlayan Türkiye, yine de 2009 yılını yüzde 4,7"lik bir küçülme ile kapamıştır. 2010 yılında ise, gelişmekte olan ülkelerde hızlı bir iyileşme görülürken, krizin merkez üssü olan ülkeler yavaş ve kırılgan bir toparlanma içerisinde olmuşlardır. ABD, Japonya ve AB ülkeleri gibi birçok gelişmiş ekonomi, yüzde 1 ila yüzde 4 arasındaki bir bantta büyüme sergilerken, Türkiye, büyüme ve istihdam cephesindeki göreceli kayıplarını hızla telafi ederek, ilk 3 çeyreği yüzde 8,9 oranında bir büyüme ile kapatmıştır. 2010 yılında dünya çapında görülen bu tedrici iyileşmeye rağmen, özellikle AB ve ABD gibi gelişmiş ülkelerdeki kronik durumlar dikkate alındığında, ilerisi için yine de "temkinli iyimser" olmamızı gerektirecek bir takım kırılganlıkların devam ettiğini söyleyebiliriz."
Dikkat çeken ilk nokta; AB"de "PIGS" diye tanımlanan Portekiz, İrlanda, Yunanistan ve İspanya"nın durumlarının, dünyadaki havayı olumsuz etkilediğidir. Bunlarla beraber yine İngiltere ve İtalya gibi ülkelerdeki olumsuz durum ile ABD"nin devamlı para basarak ekonomiye müdahale etmesi, bu endişeli bekleyişi devam ettirmektedir. Öyle ki, adı geçen bu ekonomiler güven verici bir şekilde kalkışa geçmeden, tam anlamıyla bir düzelmeden bahsedilememektedir."
Küresel işsizliğe, kriz öncesi ve sonrası rakamlarla bakıldığında ise birçok gelişmiş ülkede korkunç oranlarda artış gözlemlediklerini dile getiren Vardan, İspanya için yüzde 66, ABD için yüzde 55, İngiltere için yüzde 30 olan bu artış oranının Türkiye için sadece yüzde 5.5 olarak gerçekleştiğine işaret etti.
2010 Türkiye ekonomisine daha yakından ve detaylı olarak bakıldığında yılbaşından bu yana kesintisiz ve istikrarlı bir büyümeye şahit olunduğunu ifade eden Vardan, "İthal bir kriz olmasına rağmen Türkiye"nin başarıyla yönettiği 2008-2009 krizinin ardından, 2010"un ilk dokuz ayında kaydedilen yüzde 8,9 oranındaki yüksek büyümenin kaynaklarına bakıldığında, iç talebin lokomotif görevi gördüğü ifade edilebilir. Bunun alt bileşenleri içinde özel kesim yatırımlarının ve tüketimin çok ağırlıklı bir yerinin olduğu görülmektedir. Talebin canlılığı, geleceğe yönelik beklentilerin ne kadar iyimser olduğunun da bir göstergesidir. Zira talep ve karlılık beklentilerinin pozitif olmasının, piyasadaki motivasyonu olumlu yönde etkilemekte olduğunu görüyoruz" diye konuştu.
Vardan, büyümenin sektör bazındaki lokomotifinin ise inşaat, enerji ve imalat sanayi sektörlerinin olduğunu vurgulayarak, "Büyümeye genel olarak bakıldığında, 2010"un ilk 9 ayında, 2010 büyümesinin orta vadeli plana uyum gösterdiğini ve hatta beklenen 4. çeyrek büyümesiyle, yılsonu rakamının, yüzde 6,8 olan yıllık hedefin çok daha üzerinde gerçekleşeceğini görmek de memnuniyet vericidir."
Diğer önemli ekonomik göstergelerden biri olan kamu maliyesinde Türkiye"nin çizmiş olduğu olumlu tabloya da dikkat çeken Vardan, 2009"da vergi gelirlerindeki düşüşler ve genişleyici mali politika nedeniyle, bütçe açığı arttığını hatırlatarak, sözlerine şöyle devam etti: "Krizden çıkışla birlikte kamu maliyesinde 2009 sonundan itibaren başlayan toparlanmanın, en son açıklanan 2010 Kasım verilerinde de devam ettiğini gözlemliyoruz. Nitekim son 11 ayda, bütçe açığında, geçen yıla göre yüzde 49,3 oranında bir küçülme gerçekleşmiştir. 2008 yılına kadar yüzde 1,8"e kadar düşürülen bütçe açığının GSYH"ya oranı, krizin etkisiyle 2009 yılı sonunda yüzde 5,5"a ulaşmıştı. Bu oran, 2010 yılındaki ilk üç çeyrek sonunda tekrar yüzde 2,7 gibi bir orana gerileyerek Maastricht kriteri olan yüzde 3"ün altına inmiştir. Halbuki AB"de bu rakam, neredeyse yüzde 8"ler seviyesindedir. Yine aynı şekilde, önemli bir gösterge olan kamu borçlarının GSYH"ya oranı, bugün Türkiye"de %43"lerdeyken bu rakam AB"de ortalama yüzde 100"lere yaklaşmıştır. O nedenle Türkiye"nin, bugün AB ülkesi olsaydı, onlara yük olmak bir yana, AB ekonomisinin motor gücü olabileceğini rahatlıkla tespit edebiliyoruz."
Türkiye"nin, son yıllarda serbest ticaret anlaşmaları, vizesiz ticaret gibi birçok koldan ihracatın artması yönünde önemli gayretler sarf ederken, 2010 yılında ancak dünya ihracatlarındaki ortalama yüzde 12"lik artışı yakalayabildiğini, ancak ithalatın dünya ortalamasının çok üzerinde artmasına da engel olamadığını söyleyen Vardan, "Bilindiği üzere, mali disiplin içinde, istihdam yaratan, yüksek düzeyde büyüme ve karlılık sayesinde, pozitif yönde ayrışan Türkiye"nin kredi notlarının artması ve risk göstergelerinin en düşük düzeye gerilemiş olması, ülkemizi sermaye girişleri için güvenli bir liman haline getirmektedir. ABD"nin ve AB ülkelerinin önümüzdeki dönem için aldıkları parasal genişleme yönündeki son kararlarla da, sıcak para girişlerinin hacmini büyüteceğini göstermektedir. Bu gelişmeler doğrultusunda, TCMB"nin geçtiğimiz günlerde, başlıca hedef parametresi olan fiyat istikrarının sağlanması önceliklerinden kopmadan, finansal istikrarın bozulmasını önleyici yönde yeni bir para politika çerçevesi belirlemesi ve "ezber bozan" kararların altına imza atmış olması son derece isabetlidir" diye konuştu.
Belirlenen strateji doğrultusunda, hem daraltıcı, hem genişletici politikaları içinde barındıran, çok amaçlı ve çok araçlı karma bir strateji uygulanacağını söyleyen Vardan, böylelikle sıcak paranın girişinin kontrol edilmesinin öngörüldüğünü kaydetti. Vardan, bu şekilde TL"nin aşırı değerlenmesi önleneceğini ve cari açığın büyümesinin yavaşlatılacağını belirterek, "Sonuçta, dış şoklara karşı dayanıklılık pekişecektir. Merkez Bankası, bu son kararlarıyla, ayrıca, Türkiye"de hakim olan kısa vadecilik kültürüne küçük de olsa bir neşter atmış, kısa vadeli kazanç aşkına uzun vadede oluşacak vade uyumsuzluğu, aşırı borçlanma ve sert bir sermaye çıkışı durumunda ortaya çıkabilecek döviz açığına ince bir ayar getirmiştir. Bütün bunların yanı sıra, hepimizin de yakından takip ettiğimiz üzere, 2010 yılındaki nekahet döneminde, Türkiye"de bankalar ve İSO-1000 sanayi şirketleri, önemli ölçüde kar açıkladılar. Yine Merkez Bankası, 2009 yılından beri dünyada en çok politika faizi indiren bankaların başında geldi. Bu dönemde, faiz harcamalarının GSYH"dan, bütçeden ve vergi gelirlerinden aldığı pay giderek gerilerken, bütçe bileşenleri içinde sağlık, eğitim, enerji, ulaşım sektörlerinin payındaki artış da dikkat çekici bir seviyeye ulaştı" diye konuştu.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ


A1Haber - Poldy İnsan Kaynakları