17 Ağustos 2017 Perşembe
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Sürdürülebilir Rekabet Gücü
08 Aralık 2010 Çarşamba 15:43

Sürdürülebilir Rekabet Gücü

9. Sanayi Kongresi ve İnovasyon Sergisi, İSO Meclis ve Yönetim Kurulları Başkanlarının konuşmaları ile başladı.

Ana teması "Sürdürülebilir Rekabet Gücü-Sanayi ve Ekonomide Yapısal Dönüşüm" olarak belirlenen "9. Sanayi Kongresi ve İnovasyon Sergisi" İSO Yönetim Kurulu Başkanı C.Tanıl Küçük ile İSO Meclis Başkanı Erdal Bahçıvan"ın açış konuşmaları ile başladı.
Kongrenin ilk açış konuşmasını yapan İSO Yönetim Kurulu Başkanı C. Tanıl Küçük "İlk kongremizi gerçekleştirdiğimiz 2002 yılında Türkiye ekonomisi ağır bir ekonomik krizi henüz geride bırakmıştı. Ancak 2002"den itibaren ekonomimiz hızlı bir toparlanma sürecine girdi. Biz de o dönemde sanayi kongrelerimizde, sanayicilerimizin mücadele verdikleri küresel rekabet koşullarını daha iyi tanımalarına ve yarışa daha iyi hazırlanmalarına katkıda bulunmayı esas aldık. Kongrelerimizin çerçevesini buna göre oluşturduk" dedi.
Küçük, konuşmasını özetle şöyle sürdürdü:
" Küresel rekabeti çok iyi ifade ettiğini düşündüğümüz bu kavram daha sonra daimi üst başlığımız haline geldi. Her yıl bu ana üst tema paralelinde, bir alt tema belirleyerek küresel ekonominin farklı bir boyutuna odaklandık. İlk altı kongremizi gerçekleştirdiğimizde küresel ekonomide rüzgarlar son derece ılımandı. 2008"deki yedinci kongremizde ise adeta fırtına kopmuş, ılıman iklim yerini belirsizliklerle dolu sert koşullara bırakmıştı.
Sekizinci kongremizi ise belirsizliklerin devam ettiği ancak en kötünün geride bırakıldığı düşünülen, daha sakin bir atmosferde gerçekleştirmiştik.
Bugün gelinen nokta itibariyle küresel sistemde restorasyon eğiliminin çok güçlü olmadığını, aksine yeni belirsizliklere kapı aralayan gelişmelerin ortaya çıktığını görmekteyiz Küresel kriz, kalıcı etkiler bırakarak yoluna devam ediyor.
Kriz finansal kriz olarak başlamıştı, reel sektöre sıçradı. Şimdi ise bir borç krizine dönüşmüş durumda. Avrupa aşırı borçlanma ve yüksek kamu açıkları sorunu ile karşı karşıya. Atlantik"in diğer yakasında ise sorunlar dolar basarak çözülmeye çalışılıyor. Çin"in döviz rezervlerini nasıl konumlandıracağı ise herkesin merak konusu. Rezervlerinin büyük bölümünü dolarda tutan Çin"in bu noktada yapacağı bir tercih değişikliği, hem doları hem Çin"in elindeki varlıkları hem de tüm küresel dengeleri alt üst etme riskini taşıyor. Dünya küresel ekonominin iki dev ülkesi arasında, karşılıklı bağımlılık temelinde yürüyen bu tuhaf dengeyi dikkatle takip ediyor. Dünya kendini öncelikle ekonomide belli eden ama güçlü siyasal, sosyal ve stratejik sonuçları da beraberinde getireceği barız olan bir değişim ve dönüşüm sürecinin arifesinde.
Parmaklar çoktandır, süper gücün en kuvvetli adaylarından, en azından ortaklarından biri olarak Çin"i işaret ediyor. Batı"nın Avrupa ile başlayıp Amerika ile devam eden iki yüz yıllık hakimiyeti çatırdıyor.
Tarihin, deyim yerindeyse, bıçak sırtı dengeler üzerinde ilerleyen belirsizlikler içeren bir dönemindeyiz. Bu süreç, hiç kuşkusuz ki sanayi ve üretim pratiklerini, tüketici davranışlarını, çalışma yaşamına da etkileyecek, değiştirecek ve dönüştürecektir. Bu nedenle dokuzuncu kongremizin alt başlığını Sanayi ve Ekonomide Yapısal Dönüşüm olarak tespit ettik.
Ülkemiz, krizden çıkış sürecinde dikkat çekici bir başarı ortaya koymuş, ekonomide çok önemli bir zemin kazanılmıştır. Bu başarıda sanayi sektörümüzdeki üretim artışının önemli katkısı vardır."
İSO Meclis Başkanı Erdal Bahçıvan ise dünyanın rekabet edebilirlik açısından en ileri ülkeleri olan Amerika, İsviçre ve Kuzey Avrupa ülkeleri ile Japonya"nin eğitim, teknoloji ve inovasyona önem verdiklerini vurgulayarak özetle şunları söyledi:
"Bu ülkeler, aynı zamanda uzun vadeli düşünme ve planlamaya ne kadar önem vermiş olduklarını da dünyaya ispat ediyorlar. Türkiye"ye baktığımızda; dünya rekabet gücü genel sıralamasında 47 nci sıraya sahibiz. Özel sektör verimliliğinde son bir yılda 6 puan ilerleyen Türkiye, 31 nci sırada yer alıyor. Öte yandan; eğitim, teknoloji ve bilimsel altyapı kalemlerinde alt sıralardayız.
Rekabet gücü açısından Türkiye"nin durumunu ortaya koyan sayısal verileri incelediğimizde; özel sektörün tek başına verimliliğini arttırmasının sorunlara çare olmadığını görüyoruz. Eğitim, teknoloji ve bilimsel altyapı alanlarında kamuya hâlâ büyük görevler düşmekte. Günümüzün rekabetçi dünyasında özel sektör, imkânları elverdiği ölçüde bu alanlarda sorumluluk üstlenmiş ve üstlenmeye devam edecektir. Bununla birlikte, ülkemizin sürdürülebilir bir rekabet gücüne kavuşmasında kamunun daha fazla çaba sarf etmesi gerektiğini bir kere daha ifade etmek istiyorum.
Özel sektör ve kamunun çabaları sonucu Türkiye, okullaşma oranında önemli bir mesafeyi kat etmiş durumda. Bu sevindirici gelişmeye paralel olarak; son yıllarda bütçeden en büyük payı eğitimin aldığı da bir gerçek. Sorun: meslek eğitiminde ve eğitimin kalitesinde düğümlenmiş durumda. Büyüme rekorları kıran Türkiye"de biz sanayiciler, kalıcı, sağlam bir ekonomik büyüme için önümüzdeki yıllarda mesleki eğitim almış, nitelikli işgücüne daha fazla ihtiyaç duyacağız.
Klasik sanayi devriminin mantığına uygun bir şekilde üretim yapan şirketlerin varlık değeri ve kâr oranları her geçen gün azalmakta. Sanayi sonrası olarak adlandırılan bu yeni dönemde ise inovasyon ve katma değeri yüksek ürünlere yönelmiş bilişim sektöründeki şirketlerin varlık değeri ve kâr oranları, adeta bir patlama yaşıyor. Apple, Microsoft ve Google"ın kısa sürede ortaya koyduğu mucize, geçmişin üretim anlayışıyla ilgili ezberleri darmadağın etti. Yaşanmakta olan küresel krize rağmen bugün Google"ın piyasa değeri 180 milyar dolar, Microsoft 230 milyar dolar, Apple"ın piyasa değeri ise 300 milyar dolar mertebesinde. Buna karşılık, klasik dönemin üretim anlayışını temsil eden Boeing"in piyasa değeri 50 milyar dolar, General Motors 50 milyar dolar, Toyoto"nun ise 130 milyar dolar dolayındadır.
Bilişim sektöründeki bu şirketlerin bugün ulaşmış olduğu başarı düzeyi, herkese çok önemli bir mesaj veriyor: Geleceğe yönelik verilecek kararlarda, bir şeylere inanmak, beraberinde ilerlemeyi getiriyor.
Şehirli nüfus inanılmaz ölçüde gelişiyor. Bu gelişme, dünya ölçeğinde büyük bir ekonomik zenginliğin oluşmakta olduğunu göstermesi açısından da önemli.
Kısır iç çekişmelere gömülmek yerine ülkemizin de orta sınıfın niteliklerini dikkate alarak bu konuda planlar yapması gerekmektedir.
Birleşmiş Milletlere göre, 2050 yılında dünya nüfusu 9 milyara ulaşacak. Bu büyük nüfus içerisinde yaşlı nüfus, insanlık tarihinde bir ilk olarak 2 milyar civarında olacak. Yaşlılar için gıda ürünleri, eğlence, tatil, güvenli ve sağlıklı yaşam koşullarının çok büyük bir ekonomik sektör oluşturacağına dikkat çekiliyor. Sanayi ve ekonomide yapısal dönüşümleri tartışırken bu gelişmeye de dikkat etmeliyiz.
Nüfus alanındaki bu gelişmelerin olumlu bir anlam ifade etmesi; savaş ve salgın hastalıklar başta olmak üzere doğal afetsiz bir dünyayla mümkün. 21 nci yüzyılın bir barış yüzyılı olması bu açıdan da çok önemli. Sanayi ve ekonomide yapısal dönüşümü tartışırken bu durumu da dikkate almak gerekiyor.
İnsanların yumruklarıyla savaştığı ilkel dönemleri dikkate aldığımız da savaşların nedeninin silahların varlığıyla alakalı olmadığını görüyoruz. Atatürk"ün, "Bir ulusun yaşamı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir" sözünü, insanlık bu yüzyılda daha fazla dikkate almalı.
Sanayi ve ekonomide yapısal dönüşümü tartışırken demokrasiyi de dikkate almak gerekiyor. Ekonomik gelişmede Çin mucizesi, herkesin ilgi odağı haline gelmiş durumda. Öte yandan, demokrasiden yoksun ekonomik gelişmeyi Çin"in daha ne kadar devam ettireceğini o kadar fazla tartışmıyoruz.
Dünyadaki üretim değişikliğini ve üretim merkezlerindeki değişmeyi demokrasi bağlamında ele almanın, dünyanın geleceğini doğru değerlendirmek açısından önemli olduğuna inanıyorum.
Demokrasilerde, siyasi istikrarın varlığıyla ekonomik gelişmenin büyüklüğü birbirini destekler. Avrupa"da birçok ülke ekonomik iflas endişesi yaşarken uluslararası sermayenin, ülkemize olan ilgisi devam etmekte. Bunu sadece Türkiye"deki faiz oranlarının göreceli yüksek olmasıyla açıklamak, haksızlık ve kolaycılık olur. Siyasi istikrar ve ülkemizin geleceğine olan güven de bu konuda önemli bir faktör. Kalıcı yatırımların son yıllarda giderek artmaya başlamasını bu çerçevede değerlendirmeliyiz."

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ


A1Haber - Poldy İnsan Kaynakları