13 Aralık 2017 Çarşamba
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Boynerden Yargı Reformu Çağrısı
21 Ocak 2011 Cuma 16:11

Boyner'den Yargı Reformu Çağrısı

Boyner, vatandaşın adalete olan açlığını giderecek bir yargı reformuna ihtiyacı olduğunu belirtti.

TÜSİAD 41. Genel Kurul Olağan toplantısında konuşan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner, "Bugün yargılama sürelerinin uzamasından dolayı yaşadığımız sıkıntılardan tutalım, vatandaşın en temel hak ve özgürlüklerine bakış açısına kadar temelinden yeniden inşa etmemiz, vatandaşın adalete olan açlığını giderecek, hukukun üstünlüğüne olan güvenini yerine getirecek bir yargı reformuna ihtiyacımız çok derin, çok öncelikli" dedi.

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner, "Demokrasi ve hür teşebbüsün nispeten genç olduğu Türkiye Cumhuriyeti'nde tamamen gönüllülük esasıyla çalışan, kaynaklarını ve gücünü sadece üyelerinden alan bağımsız bir sivil toplum kuruluşunun, 40.yılını tamamlamış bir derneğin başkanı olarak karşınızda bulunmaktan büyük kıvanç duyuyorum "diye başladığı sözlerine özetle şöyle devam etti:

"Türkiye'nin geçmiş kırk yılında yaptığımız gibi, bundan sonra da ülkemizin gündeminin şekillenmesine, ülkemizi ilgilendiren tartışmalara derinlik kazandırmaya, toplumumuza bir vizyon sunulmasına katkıda bulunacağız. Kurumumuzu bu yönde dinamik bir şekilde yapılandırmaya, geliştirmeye devam edeceğiz. Bu iki ana temaya çok önem veriyoruz. Zira küresel kriz sonrasında üretim faktörlerinin yeniden dağılımı, yeni bir küresel yönetim anlayışı, yeni işbirliği modelleri, yeni küresel organizasyonlar ile şekillenen farklı bir yapıya yaklaşacağız. Enerji kaynaklarının artan stratejik önemini de göz önüne alırsak dünyada oluşan yeni ekonomi ve yönetişim mimarisinde Türkiye bu iki eksen üzerinden vereceği cevaplara göre yer bulacak.

Eylül ayından beri Yeni Anayasa konusunu 5 ana başlık üzerinden tartışıyoruz. Bu çalışma Profesör Ergun Özbudun ve Profesör Turgut Tarhanlı"nın koordinasyonunda 25 kişilik, değerli akademisyen ve kanaat önderlerinden oluşan bir grup tarafından yürütülüyor. Tartışılan 5 ana başlık sırasıyla: Anayasa'nın yapılma yöntemi; 21. yüzyılda Yeni Anayasa'da bulunması gereken temel ilke ve kurumlar; Kimlikler; Din ve Vicdan Özgürlüğü ve Kuvvetler Ayrılığı olarak ele alındı. Bu çalışmalar halen sürüyor. Toplumu bölme potansiyeli olan bu başlıkların birer birleştiren haline gelecek şekilde formüle edilerek Türkiye'nin yeni anayasasının özünü oluşturması gerektiğini düşünüyoruz. Çoğulcu, katılımcı demokratik bir düzene kavuşmak için bu meseleleri uzlaşarak çözmek zorunda olduğumuza inanıyoruz. Yeni Anayasa çalışmamızın sonuçlarını 22 Mart 2011'de sizlerle paylaşacağız.

Bir konuyu açıklığa kavuşturmak istiyorum. Bu çalışmadan bir Yeni Anayasa metni çıkarmayacağız. Bizim amacımız farklı kesim ve görüşlerden gelen değerli akademisyenler ve kanaat önderlerinin Yeni Anayasa ve içeriği ile ilgili görüşlerini ortaya koyarak, kamuoyunda duyarlılık yaratmaktır. Katılımcılarımızın bilinen görüş farklılıklarına rağmen hangi noktalarda uzlaştıklarını, hangi noktalarda değişik perspektifler ortaya koyduklarını da bu çalışma sonucunda göreceğiz. Bir anlamda yukarda saydığım 5 konunun toplumun farklı kesimlerinde hangi duyarlılıklarla ve çözüm önerileriyle değerlendirildiğini irdelemiş olacağız".

Bu yıl başlatılacak yeni bir projeye dikkat çeken Boyner, sözlerini şöyle sürdürdü: "ODTÜ ve Bilkent Üniversiteleri Öğrenci Dernekleriyle başlayıp diğer üniversitelerimize de zaman içinde yaygınlaştırmayı planladığımız bir projemiz var. Öğrencilerle birlikte girişimcilik/istihdam ilişkisi üzerine bir dizi etkinlik düzenleyeceğiz. Türkiye'nin ve gençlerimizin en önemli sorunlarından biri olan istihdamı nasıl arttıracağımızı, girişimcilik perspektifiyle ve katılımcı bir şekilde ele almayı planlıyoruz. 40.yıla özel etkinliklerimiz Ankara'da 8 Aralık tarihinde Sayın Cumhurbaşkanımızın davetli olduğu Yüksek İstişare Konseyi toplantısındaki 'yılı değerlendirme' faaliyetiyle sona erecek.

Bugün her bakımdan çok daha bereketli bir Türkiye'de yaşıyoruz. Yalnızca küresel ekonomiye dahil olarak iktisadi açıdan kat ettiğimiz mesafeler, gerçekleştirdiğimiz altyapı yatırımlarından değil beşeri sermayemizin, toplumsal yapımızın dönüşümü, artan şehirleşme ve okullaşma oranlarıyla insan sermayesi olarak da bugün kırk yıl önceye göre çok ileri bir noktadayız. İşte bu yeni ve daha olumlu koşullarda bayrağı taşıyanlar olarak biz de koyduğumuz hedeflerin doğruluğuna inanıyor ve onları gerçekleştireceğimize güveniyoruz. Vizyonumuz ve değerler bütünümüz doğrultusunda doğru bildiklerimizi kamuoyuyla paylaşmak, kamuoyunu bilinçlendirmek gibi bir görevi de üstlendik. Onun da hakkını vermek zorundayız"

Türkiye"de hiçbir vatandaşın seçim kampanyasının giderek gerginleşen bir ortamda gerçekleşmesini istimediğine işaret eden Boyner, şunları söyledi:

"Ülkenin seçmen haritasına da yansıyan hayat tarzı farklılıklarından kaynaklanan kutuplaşmanın derinleşmesi ihtimali beni kaygılandırıyor. Bu konuda ifrat ile tefrit arasında bir denge noktasını bulmak zorundayız. Bu ülkenin hangi coğrafyasında yaşıyor olursak olalım, çözmek zorunda olduğumuz sorunlar ortak. Bizleri bu topraklarda tutan ortak konular hızla artarken, sosyolojik temeli ciddi derecede tartışmalı bir kıyı bölgesi iç bölge ayrımını anlamıyoruz, kabul etmiyoruz.

Bize göre çağdaş devlet bireyin hak ve özgürlüklerini koruyan, bireyi odağına alan bir devlettir. Bireysel özgürlüklerimizin korunması da çağdaş demokrasinin en önemli şartıdır. Türkiye'nin bugün varmış olduğu noktada istikrarını perçinlemesi ve derinleştirmesi gerekir. Bunun şartları da aslında bellidir. Siyasal yapımızın, toplumsal hayatımızın ve bireysel haklarımızın çerçevesini yeniden ve özgürlükler-haklar matrisi içinde sürekli gözden geçirmek zorundayız. Artık on yıllardır Türkiye'yi kemiren konularda, hele bunca açılım da yaptıktan sonra geri adım atmak, eski formüllerden medet ummak da söz konusu olmamalıdır.

Stratejik tercihlerinden başlayarak, Türkiye'nin laikliğini nasıl sürdüreceği, demokrasisini derinleştirip derinleştiremeyeceği, etnik ya da mezhep temelli vatandaşlık sorunlarını nasıl aşacağı, vatandaş-devlet ilişkisini nasıl geliştireceği, dış politikasının rotası gibi konularda yapacaklarımız hep 21. yüzyılın gidişatını etkileyecek tercihler. Bu tercihleri yaparken, sorunlarımıza çözüm ararken mutlaka kendi normlarımıza uygun, özgün çözümler üretmeliyiz. İçinde bunca çeşitliliği barındıran bir toplumun bu gerçeklikten, hemen her alanda yaratıcı sentezler çıkarabilmesi gerekir. Ancak bu çağda "biz bize benzeriz" diyerek içimize kapanamayız. İnsanlığın deneyimlerine, birikimine sırtımızı çeviremeyiz. Dünyanın bize sunduğu deneyim zenginliğinden, zamanın imbiğinden geçerek şekillenmiş örneklerden yararlanmak zorundayız".

Boyner, "Kendimize biçtiğimiz misyon nedeniyle 40 yıl boyunca Türkiye'nin ekonomik, siyasi ve sosyal gelişimi için doğru bir iş yapıldığına ikna olduğumuzda desteğimizi, yanlış yolda yüründüğünü düşündüğümüzde eleştirilerimizi esirgemedik. Bunları, açıktan, şeffaf olmaya dikkat ederek yaptık" diye başladığı sözlerini özetle şöyle tamamladı:

"Özel hayatın kutsallığı kadar bireyselliği, bireysel özgürlüklerin ne pahasına olursa olsun korunması vazgeçilemeyecek ilkelerimizdir. Hukukun üstünlüğünün, hak ve özgürlüklerimizin dokunulmazlığının, din ve inanç hürriyetinin, kuvvetler ayrılığının toplumumuzda yaygın kabul görmüş anlayışlar olması için çalışıyoruz.

Bugün üzerinde konuştuğumuz herşeyin yanında, biz görevde 1 yılını tamamlamış Yönetim Kurulu olarak üyelerimize hesap veriyoruz. Hem Türkiye, hem dünya için çalkantılı, yoğun bir seneyi geride bıraktık. Hem kamuoyuna, hem hükümete ve siyasilere mesajlarımızı iletebildik. Karar vericilerle, ilgili bakanlıklarla mesai harcadık, görüş verdik, yol açmaya, işbirliği yapmaya gayret ettik. Yönetim Kurulu olarak kalan 1 yılımız için de yine çok yoğun bir gündemimiz, görevlerimiz var. Sayın Başbakanımız da teşrif etti, onur verdi ve bugünü kendisiyle paylaşma imkanına kavuştuk. Bana böyle bir günde, böyle bir platformda konuşmandan en çok ne akılda kalsın istersin diye bir soru soruldu, konuşmamı hazırlarken. Yanlış anlaşılmasın, insani duygularla şunu söyleyebilirim, söylediğim herşey akılda kalsın, herkes beni doğru anlasın, samimi olduğuma inansın isterim. Ama bir konuya dikkat çekmeden Türkiye'de yaşayan birçok insanımızın özlemi olan bir konunun altını çizmeden buradan inmek istemiyorum. Dün Hrant Dink'in 4. ölüm yıldönümüydü. Sevenlerinin, kaybına alışamayanların derin acısı bir yana, Hrant Dink cinayeti rahmetli Uğur Mumcu gibi, daha burada sayamayacağım birçok faili meçhul gibi bir sembol niteliğindedir. Bize adaletin bir türlü yerine gelmemesini hatırlatır. Türkiye tarihinde bir türlü gerçek suçlusuna ulaşamadığımız cinayetleri, karanlık, derin, bir türlü adalet önüne çıkartılamayan güçleri hatırlatır. Adalet duygusundan yoksunluk en büyük yoksunluktur.

Sayın Başbakanım, okuduğunuz şiir yüzünden on yılı aşkın bir süre önce hapis yattınız. Bu yoksunluğu çok iyi anladığınızı tahmin ederim. Bugün yargılama sürelerinin uzamasından dolayı yaşadığımız sıkıntılardan tutalım, vatandaşın en temel hak ve özgürlüklerine bakış açısına kadar temelinden yeniden inşa etmemiz, vatandaşın adalete olan açlığını giderecek, hukukun üstünlüğüne olan güvenini yerine getirecek bir yargı reformuna ihtiyacımız çok derin, çok öncelikli. Her bir vatandaşımız için, hepimiz için, tarafsız, bağımsız ve kaliteli, zamanında çalışan adalet… Vicdanlarımızın rahatlığı, adalete ve hukuk üstünlüğüne güvenip önümüze bakmamız, Türkiye'nin geleceği için olmazsa olmaz".

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ


A1Haber - Poldy İnsan Kaynakları