18 Kasım 2017 Cumartesi
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
BETAM’dan Türkiye’nin İhracatında Ekonomik Büyüklük Raporu
25 Haziran 2012 Pazartesi 13:25

BETAM’dan Türkiye’nin İhracatında Ekonomik Büyüklük Raporu

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (BETAM), Türkiye’nin İhracatında Ekonomik Büyüklük ve Uzaklığın Rolü başlıklı araştırma notunu yayınladı.

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (BETAM)’ın yayınladığı, Dr. Zümrüt İmamoğlu ve Araştırma Görevlisi Barış Soybilgen tarafından hazırlanan Türkiye’nin İhracatında Ekonomik Büyüklük ve Uzaklığın Rolü başlıklı araştırma notu özetle şu bilgileri kapsıyor:

Türkiye’nin dış ticaret açığının yüksek olması ve özellikle yüksek büyüme dönemlerinde artarak büyüme potansiyelini sınırlandırıyor olması önemli bir sorun olarak karşımızda duruyor. Dış ticaret açığının önemli bir kısmı enerji ithalatından kaynaklanıyor ancak ithalatın kaynağı ne olursa olsun Türkiye yaptığı ithalatı ihracatla karşılamak zorunda. Bu araştırma notunda Türkiye’nin ülke bazında yaptığı ihracatı, ülkelerin ekonomik büyüklükleri ve Türkiye’ye olan uzaklıklarına bağlı olarak kriz öncesi ve sonrası iki dönem için inceleyen bir analizin sonuçlarını paylaşıyoruz.

Türkiye mevcut ekonomik yapısı ile halen Japonya, Hindistan, bazı Kuzey ve Doğu Avrupa ülkeleri ve komşusu olan Yunanistan’a potansiyelinin çok altında ihracat yapıyor.  En fazla dış ticaret açığı verdiği Rusya, Çin, ABD, Almanya gibi ülkelerle ise potansiyel ihracatının üzerine çıkmış görünüyor. Dolayısıyla mevcut yapıda bazı ülke pazarlarında ihracat payını artırmak mümkün olsa da Türkiye’nin yeni pazarlarda ihracat potansiyeli sınırlı. İhracatta ciddi yeni kazanımlar için rekabet gücünü ve ürün çeşitliliğini arttırıcı yapısal reformları vakit kaybetmeden uygulamaya koymak gerekiyor.  

Türkiye’nin yüksek dış ticaret açığı verdiği ülkeler
2002-2008 yılları ortalamasına göre ülke bazında dış ticaret açığı sıralamasında ilk üç sırayı Rusya, Çin ve Almanya alıyor. İran ise 4. sırada bu ülkeleri takip ediyor. Rusya ve İran ile dış ticaret açığının yüksek olmasının başlıca nedenini doğalgaz ve petrol ithalatı oluşturuyor. Çin ile dış ticaret açığında ise enerjinin payı düşük olmasına rağmen, açık 2002’den beri artıyor. 2011 yılında Çin ile olan dış ticaret açığımız Rusya’yı bile geçerek birinci sıraya yerleşmiş durumda. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile olan ticarette de son yıllarda ithalattaki büyük artış, bu ülkenin dış ticaret açığı bakımından 2002-2008 yılları ortalamasına göre 10. sıradan, 2010-2011 ortalamasına göre üçüncü sıraya çıkmasına neden oldu.

Çin ve Hindistan gibi hızlı büyüyen ülkelerin Türkiye’nin ithalatı içerisindeki paylarını arttırmaları şaşırtıcı değil. Çin ve Hindistan’dan yapılan ithalat eskiden tekstil ağırlıklı iken, 2011 yılında Hindistan’dan petrol bazlı ürünlerin, Çin’den ise elektrik ve elektronik eşyaların ithalatı önem kazandı. ABD ise 2011 yılında metal cevherleri, döküntüleri, hurdaları ile demir, deniz, havayolu taşıtları ile bunların aksam, parçaları ithalatında çok büyük artış var. Türkiye’de son yıllarda havayolu taşımacılığında gerçekleşen genişleme sonucunda büyük miktarda satın alınan uçakların ABD ile verilen dış ticaret açığına büyük etkisi olduğu görülüyor. Ancak kaynağı ne olursa olsun Türkiye dış ticaret açığını dengelemek için ihracatını arttırmak zorunda. Peki Türkiye dış ticaret açığı verdiği ülkelere olan ihracat potansiyelini ne kadar değerlendirebiliyor? Çin ve Hindistan gibi hızlı büyüyen pazarlarda ihracatını yeterince artırıyor mu? Başka hangi pazarlarda potansiyelini değerlendirebiliyor?

Türkiye’nin tahmini ihracat potansiyeli
Uluslararası ticaret üzerine yapılan empirik çalışmalar ülkeler arasındaki ticaretin ülkelerin büyüklükleriyle doğru orantılı, aralarındaki uzaklık ile ise ters orantılı olduğunu gösteriyor. Bir ülke ne kadar büyük gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYH)’ya sahipse, diğer ifadeyle ne kadar büyük bir ekonomiye sahipse dış ticaret o kadar fazla, mesafe olarak ne kadar uzaksa dış ticaret de o kadar az yapılıyor diyebiliriz. Bu iki etkenin dışında ortak bir sınıra sahip olmak, aynı gümrük birliğinde ya da serbest ticaret bölgesinde olmak, benzer gelişmişlik düzeyinde olmak gibi etkenlerin de ticareti etkileyebildiği görülüyor. Aynı dili konuşmak, benzer inanç sistemine sahip olmak gibi ortak kültürel unsurların da ülkelerarası ticaret üzerinde etkili olabildikleri yapılan çalışmalarda ortaya konulmuş durumda. Tüm bu etkenler ülkelerarası ticaret miktarlarını açıklamakta kullanılıyor. 

Bu notta Türkiye’nin ticaret ortaklarına yönelik potansiyel ihracatını ekonomik büyüklük ile uzaklık etkenlerini dikkate alarak inceliyoruz. Analizde, Türkiye’nin 2002-2008 yılları arasında ülke bazında yaptığı dolar cinsinden ihracat miktarı ortalamasını, ülkelerin aynı yıllar arasındaki GSYH ortalamaları ve Türkiye’ye olan uzaklıklarına göre açıklamaya çalışan bir regresyon kullanıyoruz.  Bu analizden elde ettiğimiz katsayılar ile ihracat potansiyelini 2002-2008 ve 2010-2011 dönemleri için hesaplıyoruz. Kriz sonrasında Türkiye’nin ihracat kompozisyonunda Avrupa’nın ağırlığının azaldığı, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın ağırlığının arttığı bir değişim meydana gelmişti. İhracat potansiyelini her iki dönem için de hesaplayarak kriz öncesi ve sonrası potansiyel farklarını karşılaştırıp, ihracat kompozisyonundaki değişimin potansiyel farkların kapanmasından kaynaklanıp kaynaklanmadığını inceliyoruz.

Potansiyelin çok altında ihracat yapılan ülkeler
Yüksek ihracat yapılan ülkeler grubunda bir kaç istisna dışında çoğu ülkeye Türkiye analizin ima ettiğinden daha fazla ihracat yapıyor. Bu istisnalar içinde potansiyel açık açısından en dikkat çekici ülke Yunanistan. Analiz sonuçlarına göre Yunanistan ile aynı büyüklükte ve Türkiye’ye aynı ölçüde yakın bir ülke ile potansiyel ihracat, Yunanistan ile fiilen yapılandan ihracatın 3,5 katı çıkıyor. Türkiye Yunanistan’a modelin tahmin ettiğinden belirgin ölçüde daha az ihracat yapıyor. Ayrıca 2010-2011 yıllarında Türkiye’nin Yunanistan’a yaptığı ortalama ihracat 2002-2008 ortalaması ile aynı seviyede kalmış durumda. Dolayısıyla bu ülke ile halen potansiyel açığın kapanmamış olduğu görülüyor.

İhracatın 200 milyon ila 1 milyar dolar arasında olduğu orta grupta ise analizin ima ettiği potansiyel ihracatın üzerinde ve altında bir çok ülke bulunuyor. Bu grupta en çok dikkati çeken iki ülke Hindistan ve Japonya. Ekonomik büyüklükleri ve uzaklıkları dikkate alındığında Hindistan’a yapılan ihracatın fiilen yapılanın 3 katı, Japonya’ya ise neredeyse 4 katı fazla olması gerektiği ortaya çıkıyor. Avusturya, Macaristan ve Polonya analizde potansiyelin altında ihracat yapılan ülkeler arasında. Avusturya, Macaristan için tahmin edilen potansiyel ihracat halen yapılmakta olandan yaklaşık 2 kat fazla. Polonya ile olan potansiyel ihracat açığı 2002-2008 döneminde 2 kat iken 2010-2011 döneminde bir miktar kapanarak %50’ye iniyor. Orta Doğu bölgesinde ise potansiyel açık açısından 2002-2008 döneminde Lübnan ve İsrail ön plandayken 2010-2011 döneminde potansiyel açık azalıyor. Norveç ve Finlandiya da ekonomik büyüklük ve uzaklıkları dikkate alındığında potansiyelin altında ihracat yapılan fakat ihracat miktarları çok yüksek olmayan ülkeler.

2002-2008 yıllarında potansiyel açık olan fakat açığın 2010-2011 yıllarında ihracatta görülen yüksek artışla kapatıldığı ülkeler de var. Bunların bir kısmı Orta Doğu ülkeleri olan Suriye, Mısır ve İran. Suriye ile olan potansiyel açık 2010-2011 yıllarında ihracatın yaklaşık 3 katı artmasıyla kapanmış görünüyor.  Mısır’la ihracat 2010-2011 döneminde 4 kat artarak potansiyeli aşıyor. İran’a yapılan ihracat da aynı dönemde üç katı artarak tahmini potansiyelin yaklaşık %40 oranında üzerine çıkıyor. Güney Kore, Brezilya ve Çin ile olan açıklar da yine kriz sonrası dönemde ihracatın Avrupa dışında pazarlarda artmasıyla, tahmin edilen potansiyelin üzerine çıkmış durumda. Çin ve Güney Kore’yle olan dış ticaret açığımız aynı dönemde rekor düzeyde arttığı halde potansiyel düzeyin üzerine çıkan ihracat bu açığı kapamaya yetmiyor. 

Potansiyelin üzerinde ihracat yapılan ülkeler
Türkiye en çok ihracat yaptığı ülkelerin birçoğuna analizin ima ettiğinden daha büyük miktarda ihracat yapıyor. Bu ülkelerin başında Almanya, İngiltere, ABD, Birleşik Arap Emirlikleri, ve Irak geliyor. 2010-2011 yıllarında bu ülkelerle olan potansiyel fazlanın Irak haricinde çok fazla değişmediği görülüyor. Irak’la analizin tahmin ettiği potansiyel ticaret 2010-2011 yıllarında 2002-2008 ortalamasına göre iki katına çıkarken, gerçekleşen ihracat 2,8 kat artıyor. Bu değişimlerde Irak‘ın 2008 öncesinde istikrarlı politik bir yapıda olmaması, daha sonra ise savaşın son bulması ve Türkiye ile ilişkilerin düzelmesi ile son dönemde ticari ilişkilerin güçlenmesi önemli rol oynuyor.

Türkiye’nin ticari ilişkilerini uzun zamandır istikrarlı bir şekilde sürdürdüğü büyük ekonomilerle fiili ihracatı ile tahmini potansiyel ihracatı arasında ise büyük değişiklikler görmüyoruz. Örneğin İspanya, Hollanda, İtalya, Rusya ve Birleşik Arap Emirlikleri. Dolayısıyla bu ülkelere yapılan ihracatın Türkiye’de mevcut ekonomik yapı devam ettiği sürece çok büyük değişimler göstermesini beklemiyoruz. Almanya ve Fransa gibi yüksek miktarda ihracat yaptığımız ülkelerde ise yüzde olarak çok büyük değişiklikler olmasa da miktar olarak önemli sayılabilecek artışlar mevcut. Dolayısıyla ihracatta büyük pazarların önemlerini yitirmediğini söyleyebiliriz.

Yeni pazarlarda ihracat potansiyeli sınırlı
Bu notta ihracat incelenirken salt ekonomik büyüklük ve uzaklık dikkate alınıyor. Buna rağmen analizin açıklama gücünün oldukça yüksek olduğunu not edelim.  Burada potansiyelin altında ya da üzerinde ihracat yapılan ülkeler ekonomik büyüklük ve uzaklıklarına rağmen ortalama tahminden daha az ya da daha fazla ihracat yapılan noktaları belirtiyor. Bu etkenlerin dışında bu ülkelere pratikte daha az yada fazla ihracat yapılıyor olmasının çeşitli nedenleri olabilir.  Örneğin bazı pazarlara dair iletişim ve bilgi eksikliği ihracat potansiyelinin çok altında kalmasına neden olabilir. Tam tersine çok gelişmiş ağlar ve bazı ülkelerde Türkiye kökenli vatandaşların çokluğu, ticaretin potansiyelin üzerinde olmasına neden olabilir. Ürün uyuşmazlığı, yani Türkiye’nin ürettiği ürünlerle bazı pazarların ithal ettiği ürünler arasında büyük farklılıklar olması ise ticareti olumsuz etkileyebilir.

Yukarıda yer alan analiz bulguları Türkiye’nin yüksek dış ticaret açığı verdiği Çin, Rusya ve ABD gibi ülkelere potansiyalinin üzerinde ihracat yaptığını gösteriyor. Öte yandan Orta Doğu ülkeleriyle olan potansiyalin de kriz sonrasında aşıldığı anlaşılıyor. Irak, İran, Suriye ve Mısır’a son dönemde yapılan ihracat artışları ihracatı tahmin edilen potansiyelin üzerine çıkarmış durumda. Bu ülkelere yapılan ihracat elbette hala arttırılabilir ve bu çalışmada tahmin edilen potansiyelin daha da üzerine çıkarılabilir ancak çok büyük değişimler beklememek gerekiyor. İhracatta hala potansiyel açığı olduğu tahmin edilen ülkeler ise başta Doğu Avrupa ülkeleri, Japonya ve Hindistan olarak öne çıkıyor. Ancak bu ülkeler görece küçük ya da uzak pazarlar oldukları için ihracat potansiyeli çok yüksek değil. Diğer bir deyişle, uzaklarda kalmış, keşfedilmemiş yüksek potansiyelli yeni pazarlar ufukta gözükmüyor.

Mevcut yapıyla Türkiye’nin yeni pazarlarda sanıldığından daha az ihracat potansiyeli bulunuyor. Türkiye’nin ihracatını arttırması için, yukarıda belirtilen bir kaç pazarda etkinliğini arttırmaya çalışmanın yanında, ihraç ürünlerinde çeşitliliği ve verimliliği arttırması gerektiği ortaya çıkıyor. Rekabet gücünü artırıcı yapısal reformların gerçekleştirilmesi ihracatın geleceği için kritik önem arz ediyor. Özellikle işgücü maliyetlerini düşürecek reformların vakit kaybetmeden uygulamaya konulması tüm pazarlara ihracatı arttırmanın en etkili yolu olarak görünüyor. İşgücünün sahip olduğu vasıfların iyileştirilmesi ve işgücü verimliliğini arttırmak için eğitim kalitesini artıran reformlara ihtiyaç duyuluyor.
 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ


A1Haber - Poldy İnsan Kaynakları