24 Ağustos 2017 Perşembe
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ali Babacan Eğitim Forumu’nda
30 Ocak 2008 Çarşamba 15:40

Ali Babacan Eğitim Forumu’nda

TED tarafından düzenlenen 80. Yıl Uluslararası Eğitim Forumu’nun son gününe Ali Babacan açılış konuşmasını yapmak üzere katıldı.

Türk Eğitim Derneği (TED )tarafından düzenlenen 80. Yıl Uluslararası Eğitim Forumu 28 Ocak’ta başladı. TED Ankara Koleji İncek Kampüsü’nde gerçekleşen Forum’un son gününde açılış konuşmasını Dışişleri Bakanı Ali Babacan yaptı.

Konuşmasına AB’nin oluşumu ve Türkiye’nin AB ile ilişkileri sürecini özetleyerek başlayan Ali Babacan daha sonra eğitim alanında yapılan çalışmalara değindi. AB ile işbirliği çerçevesinde dahil olunan ve işgücü kalitesinin artırılmasında önemli rol oynadığına inandığı “Eğitim ve Gençlik Programları”ndan bahseden Babacan, 2004 yılından beri 40.000’den fazla kişinin bu programlara dahil olduğunu belirtti. Fertlerin daha yüksek katma değer üreterek ülke milli gelirinin artmasının iyi eğitimle mümkün olacağını söyleyen Ali Babacan, Türk Eğitim Derneği’nin eğitim konularında hem ulusal platformda hem de AB sürecinde aktif rol oynadığını vurguladı.

Forum’un son gününde ilk oturum “Türkiye İçin Farklı Gelecek Senaryoları: AB Sürecinin Bilgi Ekonomisi Açısından Yeniden Yorumlanması” başlığı altında düzenlendi. Büyükelçi Volkan Vural başkanlığında düzenlenen oturumuda TED Ankara Koleji öğrencisi Gökcan Demirkazık, CHP Uşak Milletvekili Osman Coşkunoğlu ve İtalya Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Dr. Vittorio Campione konuşmacı olarak katıldı.

TED Ankara Koleji öğrencisi Gökcan Demirkazık’ın katılımcılar tarafından ilgi toplayan konuşmasının tam metnini aşağıda bulabilirsiniz.

“Sayın konuklar, öncelikle sizi okulumda TED’in 80. yılını kutlamak amacıyla 80. Yıl Uluslararası Eğitim Forumu’nda görmekten çok büyük bir mutluluk duyduğumu belirtmek isterim. Hoşgeldiniz.

Elbette hepinizin de bildiği gibi bu oturumun üzerinde duracağı konu “Türkiye için Farklı Gelecek Senaryoları: AB Sürecinin Bilgi Ekonomisi Açısından Yeniden Yorumlanması.” Eminim ki birçoğunuz “15 yaşında bir gencin bu konu üzerinde söyleyecek neyi olabilir ki?” diye geçirdiniz aklınızdan ilk defa programa göz atınca. Doğruya doğru belki de küçümsediniz. Ama yanılıyor olabilirsiniz!!!

Türkiye ve Avrupa Birliği’nin ortak geçmişi 50-60 yıl öncesine kadar gidiyor. Bugüne kadar isim değişiklikleri yapıldı, gümrük birlikleri ve ortaklıklar kuruldu, bir darbeden sonra taraflar uzun süre birbirlerine kayıtsız kaldı, tam üyelik için başvuru yapıldı ve sadece birkaç başlıkta olsa da müzakereler başladı. Oldukça uzun bir hikâye anlayacağınız. 2013’de de bitecek gibi değil pek, uzmanlar, en az on beş yıl alır bu süreç, diyor. Şahsen nüfusun çoğunluğunun Müslüman olduğundan, sözde “barbar” olduğumuzdan veya Sayın Sarkozy’nin deyişiyle kültürümüz yeterince Avrupalı olmadığından dolayı AB’ye alınmıyormuşuz gibi düşüncelere inanmakta güçlük çekiyorum.

Üyeliğimize hayır diyen AB vatandaşlarının Türkiye’nin üyeliğine karşı çekingen olmasının derinliklerinde belki de daha çok ekonomik nedenler yatıyor. Bir genişleme dalgasında 5-10 ülkeyi birden sınırları arasına katmayı başarmış, hala dünyanın en önemli siyasi kutuplarından biri olan AB, Türkiye’nin sözde Kıbrıs Cumhuriyeti’yle olan anlaşmazlığı yüzünden tam üyeliğini bu kadar geciktirmeyeceğine inanıyorum. En azından tek neden bu olmamalıdır. Bu gecikmenin ardında Avrupa’nın bile kendine yeni yeni itiraf edebildiği bir soru barınıyor. Avrupa’nın Türkiye’yi sıcak bir kucakla karşılayabilecek ekonomik gücü ve istihdam potansiyeli var mı?

Bu noktada bilgi ekonomisi devreye giriyor. Kısaca bilgi ekonomisi, bilginin ekonomik ve insani kalkınma için etkili bir biçimde kullanıldığı ekonomidir. Kapitali diğer bir çok ekonominin aksine insandır. Tabii ki bu kapitalin gücü azımsanacak gibi değildir. Öyle ki otoriteler yakın zamanda uzmanlık, fikri bilgi ve servetin, ana-mal (diğer bir deyişle kapital) olarak, toprak, doğal kaynaklar ve hatta işgücünden bile daha değerli olacağı kanısındadırlar. Böylelikle, avlanma-tarım-sanayileşme zincirine bir de bilgiselleşme eklenecektir.

Peki, bu ekonominin yasaları ne? Öncelikle bilgi ekonomisi azlık veya kıtlık üzerine değil de bolluk üzerine kuruludur; çünkü bilgi kullanılınca doğal kaynaklar gibi tükenmeye yüz tutmaz. Bilgi, engellerin en az, talebin en yüksek düzeyde olduğu yerlere sızar. Bilginin “fiyatı” farklı ülkelerde, ülkenin kendi içinde, kişiden kişiye ve hatta zamandan zamana değişmektedir. Bilgi, akılda tutulmaktansa sistemlere uyarlanıp kullanıldığında değerlenir ve anlamlanır. Bilgi ekonomisini ayakta tutanlar ise, bilgi kullanmaya teşvik eden kurumsal ve hukuksal temeller üzerine oturan sosyal ve ekonomik dönüşümler, kaliteli eğitim, yaşam boyu öğrenim ve rekabetçi bilişim altyapısıdır. Sürekliliğin ve kalıcılığın sağlanması bilgi paylaşımı ve bilimle teknolojinin itici bir ekonomik güç olarak kullanılmasına bağlıdır. Bu karmaşık ağ, uyum içinde çalıştığı sürece bilgi kesintisiz ve hızlıdır.

Şimdi Avrupa’ya geri dönelim. Avrupa büyüme değerlerindeki yavaşlamayı görmüş olmalı ki, kökten bir bilgi toplumu yapılandırıp, bunun sonucunda eski büyüme düzeyine ulaşmak için 2000 yılında Lizbon Stratejisi’ni yarattı. Bu stratejinin getirdiği, özellikle eğitim üzerine odaklanan reformlar ve etkin bilgi alışverişi sayesinde 2010’a kadar GSMH %3 artacak, 6 milyon iş olanağı oluşturulacaktı.

Ancak 2004 yılınca Eski Hollanda Başbakanı Wim Kok’un hazırladığı raporda, Telekom, posta-haberleşme, demiryolları gibi işletmeler rekabete açıldığı, okulların %93’ünde internete erişim sağlandığı halde $ %4.3 büyümüş, € %2.2’de kalmıştır. Lizbon Stratejisi’nin üzerinde önemle durduğu noktalardan biri olan yatırımda büyüme ise Avrupa’da, Amerika, Çin, Hindistan gibi dünya liderlerinin çok gerisindedir; Birleşik Devletler’in neredeyse üçte biri kadardır. Bu istatistiklerden sonra Lizbon Stratejisi yenilenmiş ve yine aynı amaç için daha gelişmiş bir eylem planıyla karşımıza çıkmıştır. Sayın Kaleağası’nın konuşmasından hatırlayacaksınız; “önümüzdeki yıl Fransa %1-%1.5 büyümezse batacak” demişti. Özünde az önce de belirttiğim gibi etkin bilgi alışverişi olan Yenilenmiş Lizbon Stratejisi bu gibi çöken Avrupa ekonomilerinin tek umududur.

Sanırım şimdi aklınızdaki parçalar bir bütün oluşturmaya başladı. Küreselleşen dünyada yerinde sayan bir Avrupa’ya yer yok. Türkiye için de aynı şey geçerli. Değişim akıl almaz bir hızla eski yöntemleri talan ediyor ve Avrupa bunun çok erken olmasa da en azından farkına vardığına memnun. Türkiye’nin AB sürecine bu açıdan bakıldığında pek çok şey, özellikle de finansal aktörler, açıklık kazanıyor. Ve vurgulanıyor bir daha, bilgi edinebilme ve kullanabilmenin ne kadar önemli olduğu ve sürekli değişim ve gelişimle bütünleşmemizin gerekliliği.

Bir Türk vatandaşı olarak, bilgi-bazlı bir toplumun bireyi olarak, kendimi eğitmek adına, amaçlarım doğrultusunda UNEP, UNWATER gibi uluslararası organizasyonlarla temas kurup bilgi alıyorum, çevremdekileri bilinçlendirmek için bilgi paylaşımında bulunup, bir doğrultu çerçevesinde onları birleştirmeye çalışıyorum, milletlerarası konferanslara katılıp dünya sorunlarını tartışıyorum. Avrupa’nın ve Türkiye’nin kendini yenileyeceğine inancım tam. Ulus olarak bu durumdayken harekete geçmeli, arkamıza değil dosdoğru önümüze bakmalıyız. Şimdi fark ediyorum da konuşmamın başlangıcında not almıyordunuz; ama bazılarınız şu anda harıl harıl bir şeyler karalıyor not defterlerine. Bir gencin bilgi ekonomisi üzerine söyleyecek neyi olabilir ki? Dünya ne de çabuk değişiyor!
“Dünya korkunç bir hızla ilerliyor. Biz bu hızın dışında kalabilir miyiz?”
-Mustafa Kemal Atatürk

Bana fikirlerimi bu platformda ifade etmeme yardımcı olmuş idareci ve öğretim görevlilerine ve tabiî ki beni dinleyen sizlere sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum!”

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ


A1Haber - Poldy İnsan Kaynakları