İş Kültürü ve İnsan Kaynakları Haber Sitesi
Haber
İş Dünyasından
Etkinlikler
Yarışmalar
Röportaj / Görüş
Atamalar
Danışmanlık ve Hizmet Şirketleri Rehberi
Özel Dosyalar
Sektörel Dosyalar
Araştırmalar
Kariyer Fırsatları
İş Başvuru Bilgileri
Yükseköğretim
Eğitim Takvimi
Sağlık ve Yaşam
Web Rehberi
Faydalı Bilgiler
Google

Web
Site İçinde
Vergi Alanında 2002 Yılının Değerlendirilmesi ve 2003 Yılına Bakış


Ernst & Young Türkiye Eğitim ve Yayınlar Direktörü Mehmet Korkusuz vergi alanında 2002 yılının gelişmelerini ve 2003 yılında beklenen değişiklikleri değerlendirdi.


Vergiler, genellikle, sadece, kamu hizmetlerinin finansmanını karşılama boyutu ile daha kısa ifadesi ile mali boyutu ile bilinirler. Anayasamızdaki tanım da daha çok, vergilerin bu boyutunu ön plana çıkaran bir tanımdır. Ancak, vergiler, 19 uncu Yüzyıldan itibaren, sadece mali boyutları ile değil aynı zamanda ekonomik ve sosyal boyutları ile de ele alınmakta ve bu özellikleri ile de toplumsal hayatımızda önemli bir yere sahip bulunmaktadırlar.

Gerçekten de vergiler, ekonomideki kaynakların önemli bir bölümünün özel kişi ve kurumlardan kamuya transferi nedeniyle, ekonomik; toplumdaki gelir dağılımına doğrudan etkileri nedeniyle de sosyal boyutları olan bir yükümlülüklerdir.

Geçtiğimiz 2002 yılında da, toplumun gündeminde en uzun süreyle yer alan konulardan biri de vergiler olmuştur. Bir taraftan, gerçekte ve görünüşte artan kamu hizmetleri dolayısıyla daha fazla kaynağa ihtiyaç duyulması, diğer taraftan da 2000 ve 2001 yıllarında yaşanan ekonomik krizlerin bir sonucu olarak ekonomide yaşanan durgunluğun, özel kişi ve kurumların vergi ödeme güçlerini olumsuz etkilemesi, 2002 yılını hem Devlet ve hem de kişiler yönünden, kaynak sıkıntısının had safhada hissedildiği bir yıl haline getirmiştir. Bu sıkıntılarda, 1999 yılında meydana gelen ve etkilerini hala hissetmeye devam ettiğimiz depremlerin de payı ihmal edilmemelidir.

Kamu hizmetleri için ihtiyaç duyulan kaynakların, gerek yukarıda sözünü ettiğimiz krizler ve gerekse vergilendirme sistemimizden kaynaklanan sebeplerle vergi olarak alınamaması, Devleti borçlanmaya itmiş ve gerek iç borç ve gerekse dış borç tutarlarında, 2002 yılında önemli ölçüde artışlar meydana gelmiştir. Borcun bu şekilde adeta bir geometrik dizi biçiminde artması ve tahsil edilen vergilerin çok önemli bölümünün borçların faiz ve anapara ödemelerine ayrılmak zorunda olması, bu konuda bir kısır döngü yaratmıştır.

Oysa, kamu hizmetlerinin yegane finansman kaynağı vergilerdir. Borçlanma, bugün olduğu gibi, günlük harcamalar ve daha önce alınan borçların geri ödenmesinin değil, ancak ve yalnız çok büyük kaynaklar gerektiren ve kalkınma için önemli olan yatırımlar için bir finansman kaynağı olarak kabul edilebilir. Borçlanmanın, üstelik oldukça yüksek reel faiz oranları ile gerçekleştirilmesi de gelir dağılımında dengesizlik gibi bir başka önemli sorunun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Başka bir ifade ile, bugünkü durum, vergi verenlerden borç verenlere bir gelir aktarması sonucunu doğurmuştur. Borçlanmadan elde edilen gelirlere sağlanan vergi avantajları da konunun bir başka yönüdür. Bu şekilde, borçlanma, diğer yatırım araçlarına göre daha cazip hale getirilmiş, sonuçta, ekonomide zaten kıt olan kaynaklar, yatırımlar yerine kamu kesimine aktarılmaya başlanmıştır. Bu da, önce üretimde, daha sonra da sırasıyla istihdamda ve milli gelirde düşüşlere yol açmıştır.

İçinde bulunduğumuz ekonomik problemlerin çözümü de, yukarıdaki tabloda aranmalıdır. Bu arama sırasında kullanılacak enstrümanların belki de en önemlisi vergi politikaları olacaktır.

Bu tablodan, 2003 yılında aranacak çözümlere, vergilerin, kamu hizmeti ihtiyacının bir sonucu olduğunu belirterek başlamamız gerektiği kanaatini taşıyoruz. Gerçekten de kamu hizmetinin çerçevesi ve bu hizmet için yapılması gereken harcamaların toplamı ne kadar küçük olursa, vergilere olan ihtiyaç da o oranda düşük olacaktır. Dolayısıyla, vergilendirme sistemi ile ilgili sorunların çözümüne, kamu harcamalarının gözden geçirilmesi ile başlanmalıdır. Klasik iktisatçıların, Devlet bütçelerini olabildiğince küçük bağlama isteklerinin altında yatan gerekçe, siyasi yöneticilerin bitmek tükenmek bilmeyen harcama arzularına bir sınır getirebilmektedir. Bütçeler ne kadar küçük bağlanırsa harcamalar da o kadar küçük olacak, harcamalar ne kadar küçük olursa vergiye olan ihtiyaç ta o kadar düşük kalacaktır. Sonuç olarak, kamunun finansman sorunun çözümüne, mutlaka, kamu hizmetlerinin yeniden tanımı ile başlanmalıdır. Ancak, gerçek anlamda kamu hizmeti olarak tanımlanan hizmetler için kaynak ayrılmalı, ayrılan bu kaynaklar da yerinde kullanılmalıdır. Kamu harcamaları üzerinde selektif denetim uygulanmalıdır. Bu bağlamda, Devlet ekonomik hayattan tamamen çekilmeli, cari harcamaları dahil her türlü harcamasında, sağlanan toplumsal fayda ile sarfedilen kaynak karşılaştırılmalıdır. Bu karşılaştırma sonucunda, sağlanan faydanın daha düşük olduğu alanlara harcaması yapılması yeniden gözden geçirilmelidir. Bunlar, ülkemizdeki siyaset anlayışı dikkate alındığında gerçekleştirilmesi çok kolay olmayan düzenlemelerdir. Bilindiği gibi, siyaset, yönetmek ; yönetmek de harcamak demektir. Kamu adına harcanacak kaynakların büyüklüğü, aynı zamanda, ülkenin siyasi ve bürokratik yöneticilerinin güçlerini de göstermektedir. Bu kaynaklar ne kadar büyük olursa anılan yöneticilerin güçleri de o kadar büyük olmaktadır. Dolayısıyla, harcanabilir kamu kaynaklarının azaltılması demek, yöneticilerin güçlerinin bir kısmından feragat etmelerini de gerektirecektir. Bu da kolay başarılabilecek bir şey olarak görülmemektedir. Kamu Yönetim Reformunu, bu konuda atılmış önemli bir adım olarak kabul ediyoruz.

Bize göre, kamu harcamalarının disiplin altına alınmasından ve kamunun kaynak ihtiyacı gerçekçi biçimde tespit edildikten sonra vergilendirme sistemi ile ilgili düzenlemelere geçilmelidir. Çünkü, tahsil edilmesi planlanan vergi toplamı, kamunun gerçek kaynak ihtiyacı kadar olmalıdır. Vergilendirme sistemi ile ilgili düzenlemeler de bu ihtiyaç gerçekçi biçimde tespit edildikten sonra yararlı sonuçlar verecektir.

Kamu harcamalarının disiplin altına alınması ve kaynak ihtiyacının gerçekçi biçimde tespit edilmesinden sonra, önümüzdeki dönemde, vergilendirme sistemimiz ile ilgili olarak, üzerinde düzenleme yapılması gerektiğine inandığımız bazı temel hususları, aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz.

Bugün, vergilendirme sistemimizin en başta gelen sorunu, vergiye tabi gelirleri kavrayamamaktır. Bu sorun, yeterli kaynağın elde edilemeyişinin yanısıra vergilemede adalet ilkesini de büyük ölçüde zedelemiş bulunmaktadır. Sorunun çözümü için, vergi tabanını genişletmeye yönelik yasal düzenlemelere bir an önce başlanılmalıdır. Bu düzenlemelerin yapılacağı, geçtiğimiz Kasım ayında, hem Acil Eylem Planında ve hem de Hükümet Proğramında taaahhüt edilmiş bulunmaktadır.

Sistemin bir diğer sorunu, vergi tahsilatının bileşimidir. Günümüzde tahsil edilen vergilerin yarısından fazlası, harcamalar üzerinden alınan dolaylı vergilerden oluşmaktadır. Vergi idaresi açısından tahsilat kolaylığı sağlasa da, bu durum, vergiyi ödeyenlerin ödeme güçlerini dikkate alınamaması sebebiyle, vergilemede adalet ilkesinin hayata geçirilmesinde olumsuz sonuçlar yaratmaktadır. Örneğin, 1992 yılında genel bütçe gelirlerinin % 34,4' ünü oluşturan gelir vergisi tahsilatı, 2002 yılında % 20,8'e düşmüştür. Aynı dönemde, mal ve hizmetler üzerinden alınan vergilerin genel bütçe gelirlerine oranı ise, % 27'den % 39'a çıkmıştır.

Üçüncü husus ise, sistemin, beyan esasından giderek uzaklaşmasıdır. Bugün, kazanç üzerinden alınan gelir ve kurumlar vergilerinin önemli bir bölümü, tevkif suretiyle tahsil edilen vergilerden oluşmaktadır. Örneğin, beyanname ile bildirilen matrahlar üzerinden hesaplanan ve tahsil edilen gelir vergisinin toplam gelir vergisi tahsilatına oranı, 1992 yılında % 84,2 iken bu oran 2001 yılında % 93,7'ye ulaşmıştır. Vergi tabanının genişletilmesiyle birlikte, vergi oranlarının da tedrici olarak düşürülmesi ve bu yolla katlanılabilir bir vergi yükünün ortaya konulması, gerçek vergi matrahlarının vergilendirilmesine yönelik olarak, enflasyonun vergi matrahları üzerindeki olumsuz etkilerinin giderilmesini sağlayacak enflasyon muhasebesi uygulamasına geçilmesi ve gerçek vergi ödeme gücünün belirlenmesine yönelik olarak , vergi matrahlarının hesaplanması sırasında gider olarak indirimine izin verilen harcamaların genişletilmesi ve gerçekçi biçimde tespit edilmesi, vergi mükelleflerinin çözümünü beklediği sorunlardan başlıcalarıdır. Bu düzenlemelerle, vergilendirme sistemimizin, içinde yaşanabilir bir sistem haline geleceğini düşünüyoruz.


Bu Kategorideki Son 5 Yazı
 Bimar CMMI Proje Hedefleri
 4. Pazarlama Zirvesi Üzerine
 Mobil Pazarlama ve Mapco
 Finans ve Muhasebe Fonksiyonlarında Dış Kaynak Kullanımı
 Mobil Pazarlama ve Aerodeon Uygulamaları
Strateji ve Yönetim Kategorisindeki Tüm Yazılar »»


[Geri Dön] [Ana Sayfa]


A1Haber


BTinsan bir EMG Danışmanlık ürünüdür
Bize Ulaşın - Site Haritası - Hakkımızda - Yasal Şartlar
Haber | Etkinlikler | Röportaj / Görüş | Şirketler Rehberi | Kariyer Fırsatları | Eğitim Takvimi | Kitap | Web Rehberi

Sponsorlar: Personelonline.com  Aktif Danışmanlık  Vargonen Technologies