TÜSİAD, ekonomik büyüme ve toplumsal gelişme için teknolojik inovasyonda yetkinlik kazanmanın ülkeler açısından taşıdığı önemi vurgulayan Ulusal İnovasyon Sistemi raporunu duyurdu.
Haber Merkezi
9 Ekim 2003 - Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD), ekonomik büyüme ve toplumsal gelişme için teknolojik inovasyonda yetkinlik kazanmanın ülkeler açısından taşıdığı önemi vurgulamak amacıyla hazırlattığı "Ulusal İnovasyon Sistemi: Kavramsal Çerçeve, Türkiye İncelemesi ve Ülke Örnekleri" başlıklı raporun tamamlanması nedeni ile bir toplantı düzenledi.
Sabancı Üniversitesi Rektör Danışmanı Doç. Dr. Cemil Arıkan koordinatörlüğünde, Teknoloji Yönetimi Danışmanı Müfit Akyos, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof Dr. Metin Durgut ve Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı Danışmanı Aykut Göker tarafından hazırlanan raporun amacı; 'teknolojik inovasyon', 'inovasyon süreci', 'inovasyonda yetkinleşme süreci', 'inovasyon araçları', 'ulusal inovasyon sistemi' ve 'bölgesel inovasyon sistemi' konularına kavramsal düzeyde açıklık getirmek; ülkemizin bugünü ve geleceği açısından teknolojik inovasyonda yetkinleşmenin taşıdığı önemi bir kez daha açıklayabilmek ve bu konuda, özellikle 1990'lardan bu yana, genel olarak ne yapılabildiğini irdelemektir.
Raporu tanıtmak amacı ile gerçekleştirilen toplantının açılışında konuşan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan,
dünya pazarlarındaki rekabet üstünlüğü yarışında, dünya nimetlerinin paylaşımında belirleyici unsurun teknolojik inonvasyon olduğuna, Türkiye'nin AB ölçütlerine yakalaşabilmesi için gelişmiş ülkelere kıyasla çok daha yenilikçi ve üretken olması gerektiğini belirtti. Özilhan konuşmasında Avrupa Birliği'nin oluşturduğu Lizbon Stratejisi hakkında da bilgiler verdi. Özilhan bu konuda şunları söyledi;
"Avrupa Birliği 2000 yılında, Lizbon'da istihdam, ekonomik reform ve toplumsal uyum konularındaki hedeflerini belirlemiştir. Bu hedeflere ulaşmak için gerekli büyümenin bilgiye dayalı, rekabetçi ve dinamik bir ekonomi olmaktan geçtiğinin altı çizilmektedir. Rekabet gücünü arttırmanın yolu ise, araştırma geliştirme ve yenilikçiliği teşvik etmek, insana yatırım yapmak ve bilgiye dayalı bir ekonomik toplumsal yapıya geçisi hızlandırmak olarak ortaya konmaktadır.
Stratejinin önemle üzerinde durduğu alt başlıklardan biri yenilikçi işletmelerin, özellikle de KOBİ'lerin kurulması ve gelişmesi için elverişli bir ortam yaratılmasıdır. Stratejide işletmelerin rekabet gücü ve dinamizminin, yatırımın, yeniliğin ve girişimciliğin önünü açan düzenleyici bir ortamın varlığı ile doğrudan bağlantılı olduğuna dikkat çekilmektedir. Yenilik ağlarındaki -şirketler ve mali piyasalar, ARGE ve mesleki eğitim kurumları, danışmanlık hizmetleri ve teknoloji piyasaları gibi- kilit arayüzlere de dikkat çekilen stratejide, bu arayüzeyleri teşvik etmek için spesifik eylemlere gerek olduğu vurgulanmaktadır.
Daha önce çeşitli vesilelerle irdelediğimiz Lizbon stratejisi,
- Yenilikçi işletmelerin, özellikle de KOBİ'lerin kurulması ve gelişmesi için elverişli bir ortam yaratılması,
- Bütünleşmiş ve etkin işleyen bir piyasa mekanizması için reformlar,
- Etkin ve entegre mali piyasalar,
- Kamu maliyesinin kalitesi ve sürüdürebilirliği,
- Bilgi toplumunda yaşamak ve çalışmak için genel ve mesleki eğitim
- Aktif bir istihdam politikası,
- Sosyal güvenliğin modernleştirilmesi,
- Toplumsal katılımın artırılması
gibi başlıklar altında derinleştirilmektedir. "
Tuncay Özilhan konuşmasında İnnovasyon politikalarının gerekli insan kaynağını geliştiren öğretim ve eğitim politikaları, bürokrasiyi azaltan düzenleyici politikalar, küçük firmalara sermaye akışını kolaylaştıran finansman politikaları ve mali politikalar, enformasyonun yayınmasını azamileştiren komünikasyon poltiikaları ve teknolojinin uluslararası bazda daha çok yayınmasını sağlayan yabancı yatırım ve ticaret politikaları ile birlikte ele alınması gerektiğine dikkat çekti.
TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Bilgi Toplumu ve Yeni Teknolojiler Komisyonu Başkanı Ömer Sabancı ise açılış konuşmasında Avrupa'nın Lizbon stratejisi ile inovasyonun geliştirilmesi için belirlediği hedefler doğrultusunda AB üyesi ve AB adayı ülkelerin inovasyon performasını yıllık olarak takip etmek amacıyla başladığı Avrupa İnovasyon skorbordu başlıklı araştırma ve sonuçları ile ilgili bilgiler verdi. Sabancı, konuşmasında şunları söyledi;
" Bu çalışmada;
- bilim ve mühendislik alanlarından mezun olan 20 - 29 yaş aralığındaki kişi sayısı,
- yaşam boyu öğrenime katılım oranı,
- orta ve yüksek teknolojili imalat ve hizmetlerdeki istihdam,
- kamu ve özel sektör AR-GE harcamalarının ve bilgi-iletişim teknolojisi harcamalarının gayri safi yurt içi hasılaya oranları,
- patent başvuru sayısı ve
- evden Internete erişim oranı
gibi göstergeler esas alınmaktadır.
Bu çerçevede, 2002 yılında yapılan araştırmada, AB'nin inovasyon performansının Japonya ve ABD'nin gerisinde kaldığı ortaya konmuştur.
Bu araştırmaya, AB'ye aday ülkeler de dahil olmuştur. Türkiye, sadece kamunun ARGE harcamalarının gayri safi yurt içi hasılaya oranı açısından diğer aday ülkeler arasında ilk üçe girebilmiştir. Yine de, gösterge değeri AB ortalamasının altında kalmıştır.
Avrupa Birliği, uzun dönemde Avrupa'nın refahının risk altında olduğu düşüncesiyle, Japonya ve ABD ile rekabette geri kalmamak, büyümeyi ve refahı arttırmak için, üye ülkeleri başarılı bir inovasyon politilkası uygulamaya teşvik etmektedir."
Açılış konuşmalarının ardından raporun tanıtımı ile ilgili sunumlara geçildi. TÜSİAD Girişimcilik ve Yenilikçilik Çalışma Grubu Başkanı Tuğrul Tekbulut'un oturum başkanlığını üstlendiği, raporun yazarlarından Sabancı Üniversitesi Rektör Danışmanı Cemil Arıkan ve Teknoloji Yönetimi Danışmanı Müfit Akyos tarafından gerçekleştirilen konuşmalarda raporun özet bulguları hakkında bilgiler verildi.
Rapora göre; inovasyon faaliyeti yetenek yaratan yönü ile bir öğrenme sürecidir. Öğrenme sonucu kuruluşların kaynaklarını daha verimli biçimde kullanabilecek yeteneklere ve yetkinliklere sahip olmaları, bu yeteneklerin ve yetkinliklerin ise kuruluşun rekabetçiliğini büyük ölçüde belirlemesi, inovasyon ile rekabet gücü arasındaki derin ilişkiyi tanımlar. Öğrenme ve özellikle etkileşerek öğrenme, içinde yer aldıkları toplumsal bağlama (ortama) göre işleyen süreçler olduğundan insan kaynağı (entellektüel sermaye) ile birlikte kurumsallaşmayı besleyip destekleyen sosyal sermaye (oretak eylemi sağlayan normlar ve ağaltyapılar) yönünden de sistemin güçlü olması gerekmektedir. Sosyal sermayenin yeterliliği sistemin iyi işlediğinin göstergesidir.