Ülkelerin çıkarlarını korumak için diplomatik yöntemlerle ifade ettikleri tavırları stratejilerinin güncel yansımalarıdır. Bu tavırlar belirlenirken askeri, ekonomik ve siyasal güç ve o anki diğer değişkenler hesaba katılır. Örneğin AB yapısı bu üç alanda da üye ülkelere güvence vermektedir; bu strateji doğrultusunda kimi zaman farklı etnik kökenlerden gelen insanların oluşturduğu Yugoslavya parçalanırken tepkisiz kalınır, kimi zaman ise işi yokuşa sürmek adına, zaten birbirinden her yönüyle ayrı olan Kıbrıs adasındaki toplumlar tek parça olarak bütünleştirilmeye gayret edilir.
Şirketlerinde tıpkı ülkeler gibi çıkarları ve stratejileri vardır. Daha fazla kar etmek amacıyla şirketler evlenebilir, yolarını ayırabilir veya başka şirketlerden fason hizmetler alabilirler. Küresel ekonomiye uluslararası şirketlerin hakim olacağı tezi halen doğruluk taşıyor olsa da; artık dev küresel şirketlerin bunu yapacağına dair görüş yanlıştır. Çok yakın zamana kadar şirketlerin küresel şirkete dönüşmesi için ulusal adımdan başlayan ve küreselleşene kadar bir çok evreler geçirdiğini yazan yönetim kitaplarındaki teoriler çürütüldü, artık bir çok ihtiyacını dışarıdan kaynak kullanarak fason hizmetler alan ve küçük ölçekli küresel şirket yapılanmaları tercih ediliyor. Özellikle son yıllardaki Fortune 500 listesine bakıldığında ilk sıralarda yer alan şirketlerin 1980 hatta 1990'lı yıllardaki büyük şirketler olmadıkları görünüyor. Telekomünikasyon devrimi ile sadece çipler ve parçalar küçülmüyor, çalışan sayısı olarak büyük olan dev şirketlerde hiyerarşik yapılarını daha esnek hale getirmeye ve küçültmeye çalışıyorlar.
Ürün yelpazesini geliştirmenin önünü artık lokomatif ürünlere odaklanmak ve onları markalaştırmak alıyor. Özellikle, yerel üreticilerinin ürün ve hizmetlerinin dünya çapında markalaşamadığı ülke pazarlarında ortak tüketici kültürü yaratarak yerel yerine global olanı tercihe yönlendirme çalışmaları hız kazanıyor. Yani aynı hammadde ile hatta çoğu zaman fason üreticilere ürettirilip sadece üzerine etiket takılan ürünün tercih edilmesinin sebebi çoğu zaman sadece üzerindeki etiketi olabiliyor.
Son birkaç yıl içinde meydana gelen dünya olaylarını da göz önüne aldığımızda sanırım "komprador" faaliyetler gelişemeyen bazı ülkelerde yabancı şirketler adına bizzat o ülke insanlarının ve entelektüel sermayesinin belki farkında olmadan işbirliği ile gerçekleştiriliyor ve çoğu zaman destek ve siyasal yönlendirmeler de bizzat emperyalist amaçlar güden ülkelerin diplomatik güçleri ile de pekişiyor. Biraz daha konuyu açmak gerekirse kaynaklarını gerektiği gibi değerlendiremeyen ülkelerin tüketicilerine global eğilimler çerçevesinde "trendy" mal ve hizmetler bizzat o ülke insanının satınalma kültürünü değiştiren çeşitli reklam faaliyetleri ile kolaylıkla sağlanabiliyor, özellikle de demografik özellikleri Türkiye gibi olan yaş ortalaması genç pazarlarda bu faaliyet daha da kolay gerçekleşiyor zira genç neslin muhafazakar eğilimleri olmadığı malum bir gerçek.
Demokrasi götürmek adına işgal edilen bölgedeki yeni komşumuzun ABD olduğunu, batımızda AB'ye komşu olmakla beraber AB'li olabilmek namına "yeni reformlar" yapmanın demokratikleşmemize vesile olurken diğer hassas dinamiklerin de göz ardı edilmemesi gerekiyor."Yapılan bir araştırmaya göre, 1945-1989 yılları arasında dünyada etnik nedenlerden 37 iç savaş çıktı, bunların tümü gelişme yolundaki ülkelerde oldu. Bunun dışında 42 kısa süreli isyan hareketi meydana geldi ve bu isyanların 4 tanesi hariç diğerleri gelişme yolundaki ülkelerde oldu." (1) Bu tür olayların yaşandığı bölgelerde güvensizlik sebebi ile yatırımların azalacağı, iç göçlerin olacağı, işsizliğin artacağı ve bu gelişmelerin de ekonomiyi olumsuz etkileyeceği aşikar bir durumdur.
Dünyanın çok hızlı değişen yeni bir düzene girdiğini kabul etmek zorundayız. Uluslararası ilişkilerden, ekonomiye, politikaya aklınıza gelebilecek her türlü disiplinlerarası etkileşime açık bir düzen var artık. "Vestfalya Barışı (1648) ile kurulan dünya düzeni 150 yıl sürmüştü. Onun yerini alan 1815 Viyana Kongresiyle kurulan sistem 100 yıl yaşadı, soğuk savaş 40 yıl sürdü şimdi ise tam olarak nereye varacağı kestirilemeyen bir süreç yaşıyoruz". (2) Ülkelerin nüfus sayısından çok toplam entellektüel insan sermayesinin hızla değer kazandığı ve diaspora kavramının ağları oluşturmak adına gündeme oturduğu bir dönem. Çoklu etnik yapılı Türk insan kaynaklarının ve ülkemizin jeopolitik önemi sebebi ile çetin sınavlardan geçeceği bir dönemdeyiz.
(1) Silahsız Savaş Bir Mücadele Sanatı Olarak Diplomasi, Onur Öymen, Remzi Kitapevi 2003 , s: 150-151
(2) Diplomacy, Henry Kissinger, Touchstone New York 1994, s: 806