İş Kültürü ve İnsan Kaynakları Haberleri
Haber
İş Dünyasından
Etkinlikler
Yarışmalar
Röportaj / Görüş
Atamalar
Danışmanlık ve Hizmet Şirketleri Rehberi
Özel Dosyalar
Sektörel Dosyalar
Araştırmalar
Kariyer Fırsatları
İş Başvuru Bilgileri
Yükseköğretim
Eğitim Takvimi
Sağlık ve Yaşam
Web Rehberi
Faydalı Bilgiler
A1Haber
Argonik.com İş ve Eleman Arayanlara
Google

Web
Site İçinde
Ayna - Ayşe Öger Mart 2003

e-posta


Zirve'nin Ardından


Management Centre Türkiye'nin ev sahipliğinde bu yıl sekizincisi düzenlenen İnsan Kaynakları Konferans ve Fuarı 12 - 13 Mart tarihlerinde bini aşkın yönetici ve uzmanının katılımıyla Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda gerçekleşti.

Zirve katılımcılarının ilgi alanı şüphesiz dünyadaki İK uygulamaları ve yeniliklerin yanı sıra 15 Mart 2003'te uygulamasının başlayacağı bilinen İş Güvencesi Yasası idi. Her ne kadar yasa yürürlüğe girse de uygulaması daha sonradan yapılan açıklama ile Haziran ayına kaldı.

Zirvede tartışılan konulara yazılarımda bundan böyle sık sık referans vererek değineceğim. Ama bu ay zirvede en çok ilgimi çeken iki konuşmacının iki cümlesi üzerinde duracağım. Bu konuşmacılar ana oturumlarda ilk söz alan Larry Hochman ve son söz alan Karen Moloney.

Hochman etkileyici konuşmasının ardından kapanışa yakın şöyle dedi: "Demografi kaderinizdir bunu iyi düşünün!" ve ardından gülümsedi. Demografi ya da başka bir değişle nüfus ile ilgili istatistikler acaba nasıl bir ülkenin kaderi olabilir? Birlikte düşünelim...

2000 yılında yapılan son nüfus sayımına göre nüfusumuz 67.803.907'dir. DİE verilerine göre son 73 yılda nüfusumuz tam 5 kat artış göstermiş doğuşta beklenen yaşam süremiz gelişen tıp ve insanlarımızın yaşamları konusunda bilinçlenmesi sonucunda on yıl öncesine göre 2 yıl daha artmış ve 68,5 olmuş , bebek ölüm hızı da on yıl öncesine göre % 52.4'den % 39.4'e gerilemiş. Yani biz Türkler eskisine nazaran daha çok yaşıyoruz ve ülkede doğan bebeklerimizin ölüm oranı düşüyor.

Her ne kadar çocuk sayısı olarak ölçülen toplam doğurganlık hızı (bir kadının doğurganlık yaşı sonuna geldiğinde sahip olacağı çocuk sayısı) son 10 yılda düşme gösterse de bunun kişi başına düşen GSMH'ye pek olumlu bir etkisi olmamış ve kişi başına düşen GSMH 2682 dolardan 2160 dolara düşmüştür ve nüfus artış hızımız halen daha AB ortalamasının çok üzerindedir. Son birkaç yıldır azalma eğiliminde olan nüfusumuzun böyle devam ederse, uzun vadede kırılma noktası bulduğunda dengeleneceği ve üretimde artış yaratacak olması olumlu bir beklenti yaratsa da; sosyal güvenlik sistemimizin revizyondan geçmemesi halinde arzu edilmeyen bir tablo ile karşılaşılması olasıdır.

Genç nüfusun yaşlı nüfusa göre sayıca çok fazla olması da ekonomik açıdan iş piyasasındaki kısıtlı arz ve yoğun talep sonucunda, değişik sonuçlar meydana getirebiliyor. İşveren çalışanından resmen fazla mesai talep etmemesine rağmen, çalışanlar işleri zamanında bitirebilmek için, işlerini kaybetme korkusuyla kendi rızaları ile daha fazla çalışıyorlar. Çalışma ortamı huzursuz ise önce işte veya evdeki diğer insanlarla ardından kendi benlikleri ile tezatlara düşebiliyorlar; fiziksel ve ruhsal olarak çok çalışmaktan uzun vadede dengeleri bozulabiliyor.

Üniversiteye giriş yıllarında şansı yaver gidip, istediği mesleğin diplomasına sahip olma şansını yakalayan yeni mezun gençler bile, eğer iş bulurlarsa iş hayatında meslekleri ile alakasız işlerde çalışabiliyorlar. İşverenlerin iş ilanlarında, "En az 2-3 yıl deneyimli olması tercih sebebidir." cümlesini gören genç mezun "Bu deneyim acaba nerede kazanılıyor ben daha başlangıç yapacak fırsatı bulamadım!" diye düşünüyor. Eğer ailesinin maddi durumu ona destek verecek düzeyde ise iş bulma şansını önce yüksek lisans sonrasına ardından da askerlik sonrasına erteliyor. Bu gençlerde de iş bulamama periyodu uzadıkça kendilerini sorgulama süreci başlıyor, eğitimli olmalarına ve ülke şartlarını bilmelerine rağmen sorunu kendilerinde arıyorlar.

Uzun yıllar çalıştığı kurumdan ayrılmak zorunda kalan belli bir mevkii ve sosyal statüsü olan kişiler ise "Yeni bir başlangıç yapmam lazım ama nasıl yaparım?" sorusunun cevabını arıyorlar.

Okurken bile sıkıldınız değil mi? Ama bunlar Türkiye'nin gerçekleri, örnekleri istemediğiniz kadar çoğaltabiliriz. Hepimizin çevrenizde böyle bir çok örnek var biliyorum. Demografi kaderimiz olmuş gidiyor...

Nüfus planlamasının Çin'deki yasal uygulamalar gibi katı yaptırımlarla yönlendirilmesi ne kadar doğru veya aile planlaması konusunun ülkemizde devlet politikasına dönüşmemesinin sebebi belki de siyasilerin oy kaygılarıdır bilemeyiz ama üretimin istenen düzeyde olmadığı ekonomik durağanlıkların bitmediği bir ülkede nüfusun bu hızda artması gelecek nesillerin hayatlarını da ipotek altına alıyor. Daha çok okul yapabiliyor muyuz; onları eğitecek daha çok öğretmenimiz var mı; onlara meslek kazandıracak daha çok meslek okulumuz, üniversitemiz var mı? Sorularının cevapları hazır değil ama her şeyden önemlisi onlara yeni iş imkanları yaratabilecek miyiz?

Son konuşmacı Karen Moloney. Türkiye'de işsizlik oranının % 30 - 35 oranında olduğunu ve güncel İnsan Kaynakları uygulamalarına geçiş için öncelikle piyasadaki işsizliğin daha aza indirgennmesi gerektiğini vurguladı. Bu yüzdelik oranı verirken kaynağının ne olduğunu bilmiyorum ama ülkemizdeki işsizlik oranının, sosyal güvence altına alınmadan çalıştırılan işçiler de hesaba katılınca, istatistiklere yansıyanlardan daha fazla olduğu kanısındayım.

Ülke olarak daha çok üretmek, rekabet edebilmek, satmak ve kazanmak zorundayız. Daha çok çalışmalı ve üretmeliyiz çünkü kazanmamız gereken sadece para değil aynı zamanda ülkemizin mutlu geleceği....



Yazarın Tüm Köşe Yazıları

 

[Geri Dön] [Ana Sayfa]


A1Haber


BTinsan bir EMG Danışmanlık ürünüdür
Bize Ulaşın - Site Haritası - Hakkımızda - Yasal Şartlar
Haber | Etkinlikler | Röportaj / Görüş | Şirketler Rehberi | Kariyer Fırsatları | Eğitim Takvimi | Kitap | Web Rehberi

Sponsorlar: Personelonline.com  Aktif Danışmanlık  Vargonen Technologies