Türkiye'nin geleceği için çok önemli iki sektör; yıllardır bir kısır döngü görüntüsü sergiliyorlar: Telekom ve Uzaktan Eğitim. Bu iki sektörün doğru işbirlikleri geliştirmesi ile sadece kendileri büyük atılım göstermekte kalmayıp; AB yolunda en önemli dezavantajımız olan kalabalık ve eğitimsiz nüfusumuzu; en önemli avantajımız haline çevirebilir.
Konunun iki cephesi var. Birincisi eğitimciler. Ülkemizde yıllardır, akademik çevrelerce ve sivil toplum örgütlerince onlarca uzaktan eğitim kongresi, sempozyumu, toplantısı vb. düzenlendi. Gelinen noktanın tatmin edici olduğunu kimse iddia edemiyor. Bugün uzaktan eğitim denince en geniş uygulama olan Açık Öğretim; hala üniversiteyi kazanamayanlar için teselli niteliğini aşabilmiş değil. Uzaktan eğitimde devrim yaratacağı düşünülen e-learning ise; dar bant genişliklerine hapsolmuş web sitelerini dışında bir örneğe sahip değil. Web tabanlı e-learning, bir nevi geliştirilmiş elektronik kitap gibi düşünülürse; okuma alışkanlığına sahip olmayan insanlarımızca ne kadar benimseneceği soru işareti.
E-learning hayal kırıklığı mı ?
Zaten sonuçlar da ortada. Ülkemizde toplam cirosu milyarlarca USD ile ölçülen üniversite hazırlık kursalarına milyonlarca genç devam ederken; tüm alanlardaki toplam e-learning uygulamalarının kullanım sayısını bununla mukayese bile edemiyoruz. Halbuki, gelir düzeyi düşük olan ülkemizde; e-learning'e can kurtaran simidi gibi yapışmamız gerekmez mi? Ama nasıl "bedava" olan halk kütüphanelerinden kitap alıp okumuyorsak; çok makul bedellerle erişilebilen e-learning paketleri de bize cazip gelmiyor.
Ülkemizde e-learning, eğitim sorununa çözüm olabilir mi? Bu tartışmayı eğitimcilere bırakmak daha doğru. Ancak bir çare olacak ise bile bunun ancak etkileşimli, görsel ağırlıklı e-learning ile olacağını söyleyebiliriz. Yani öğrenci evinde ekranında öğretmenini "Canlı" olarak izlerken, o anda soru sorabilmeli; gerekirse öğretmen, "karşısındaki" öğrencinin ilgisinin dağıldığını "görüp" bir soru ile tekrar konuya dönemsini sağlayabilmeli.
Telekomcular ne yapmalı ?
Bugün biliyoruz ki video konferans teknolojisi ile böyle bir uygulamayı, hem de çok başarılı şekilde gerçekleştirmek mümkün. Peki sorun nerede; neden yapmıyoruz? Bu işte bizi konunun ikinci cephesine götürüyor: Telekom.
Ülkemizde 2004 yılı itibariyle Türk Telekom'un Telekomünikasyon alanındaki yasal tekeli sona erdi. Sayıları 40'a yaklaşan özel şirket, lisans alarak telekomünikasyon alanında faliyet göstermek üzere hazırlıklarına başladı. Bunların içinde birkaç kişilik küçük şirketler olduğu gibi, Koç, Sabancı, Çukurova ve Borusan gibi büyük şirketler de yer alıyor. Ancak yaptıkları milyonlarca USD'lik yatırıma rağmen hiçbir özel telekom şirketi halinen memnun değil. Çünkü 2004 yılı ile birlikte, milyarlarca USD büyüklüğünde olan telefon hizmetleri pazarında eski tekel Türk Telekom'un, bulunduğu konumu kolay kolay terketmeye niyetli olmadığı görüldü. Gerek Türk Telekom'un iletişim altyapılarındaki üstünlüğü, gerek serbest rekabet otamının ortaya çıkmasını sağlayacak mevzuatın ilan edilmesindeki gecikmeler; özel telekom operatörlerinin telefon hizmetleri alanında belirsiz bir gelecekte daha kar edemeyeceklerini gösteriyor. Özel telekom operatörleri, para kazanabilecekleri yeni alanlar bulmak veya yaratmak zorundalar.
İşte bu noktada karşımıza, etkişimli sınıf ortamını elektronik düzlemde sağlayabilen video konferans teknolojisi çıkıyor. Normal bir telefon konuşmasına göre çok daha yüksek veri iletişim kanalı tüketen video konferans iletişimi alanında geçmişte doğru dürüst bir pazar oluşmadı. Dolayısıyla özel operatörler için Türk Telekom rekabeti yok karşılarında. Üstelik 1 saatlik video konferans hizmeti satışı yaparak; 32 saat telefon konuşması satttıklarında kullanacakları kapasiteyi bir defada satma şansı yakalayacaklar. Yani şu anda atıl duran; rekabet nedeniyle karlı satılması pek mümkün görülmeyen kapasitelerin satışı için bulunmaz bir fırsat söz konusu.
E-learning herkese kazandırabilir
Yani anlayacağınız un var, şeker var ,yağ var. Birisinin helva yapması gerekiyor. Ülkemizde etkileşimli e-learning'in yaygınlaşması ile hem eğitimciler; hem pazar sıkıntısı çeken telekomcular, hem de kaliteli eğitim fırsatı yakalayamayan milyonlarca insanımız kazançlı çıkabilir. Gelecek 10 yıl içinde, e-learning ile yüksek eğitimli bir kuşak yetiştirmememiz için hiç bir neden yok aslında. Eğer bunu başarabilirsek; AB'ye katılım için şartlar ileri süren bir Türkiye'de yaşayabiliriz.